You are on page 1of 4

Filistin Haberleri Vahdet.com.

tr

Barak'ın İstifası ve Sonrası


Daha önce de belirttiğimiz üzere,Filistin halkı, siyonistişgal devletininMescidi Aksa
veKudüs'le ilgili oyunlarına onun beklemediği bir şekilde tepki gösterdi. Bu tepki
yüzünden gelişmeler onun arzu etmediği ve ummadığı bir mecraya doğru aktı. Bu
yüzden siyonist işgal devleti zorlanmaya başladı. Sonuçta İsrail işgal devletinin başbakanı
Barak istifa etmek zorunda kaldı. Bazıları bunu bir oyun olarak nitelediler. Bazıları ise
intifada karşısında çıkmaza girmesinin bir sonucu olarak değerlendirdiler. Hangi açıdan
bakılırsa bakılsın bu, tankların, roketlerin, füzelerin ve topların, her türlü modern silahtan
yoksun insanların imanla ve kararlılıkla attıkları taşlar karşısındaki yenilgisinin bir ilanıydı.
Arafat ve adamları "barış" kavramının gölgesi altında siyonist işgalcilerin önünde yıllarca
soludular ama bir kez bile işgalcileri bu derece köşeye sıkıştırmayı başaramadılar. Ama
taş atan ellerin kararlılığı vahşette sınır tanımayan ve bu vahşeti icra edebilmek için her
türlü teknik imkana da sahip olan işgalcileri bu kadar köşeye sıkıştırmayı başarabildi.

Evet Bir Oyun Ama!...

Barak'ın istifasının arkasında bir oyun olduğu doğruydu. Ama bu oyun siyonistlerin
birbirlerine karşı oyunuydu. Çünkü geçmiş dönemde başbakanlık yapan ama adının bir
yolsuzluğa karışması sebebiyle kenara çekilme ihtiyacı duyarak partisindeki makamını da
"Beyrut kasabı" ArielŞaron'a devreden Netanyahu yeniden siyaset meydanına girmeye
ve başbakan adayı olmaya hazırlanıyordu. Barak işte onu devre dışı bırakmak için böyle
bir oyun oynamaya ihtiyaç duydu. O kendine güvenemediğinden bu oyunu oynama
gereği duydu. Eğer güvenebilseydi işi normal mecrasına bırakır, Netanyahu'nun siyaset
meydanına girmesini pek fazla ciddiye almazdı. Ama biliyordu ki, Filistin halkının kararlı
direnişi karşısında çaresiz kalması onun siyaset alanında gittikçe kan kaybetmesine
sebep olmaktaydı. Bununla birlikte Likud lideri ArielŞaron olayların müsebbibi
olduğundan ve işgal devletinin çaresizliği karşısında sadece kan akıtmaktan başka bir
şeyden söz etmediğinden, çözüm getirecek bir şeyler ortaya koyamadığından onun da
siyasette bayağı kan kaybettiğini düşünüyordu. Bu yüzden Barak, Beyrut kasabını,
karşısında pek güçlü bir rakip olarak görmüyordu. Dolayısıyla Likud liderliğinin onda
olduğu dönemde yeni bir seçime gidilmesinin kendisine yeni bir şans tanıyacağını
umuyordu.

Barak'ın istifası başbakanlık makamını terk edip gitmesi anlamına gelmiyordu. Yeni
başbakanın belirlenebilmesi için seçim yapılmasını zorunlu kılıyordu. Barak, istifasının
hemen ardından İşçi Partisi'nden başbakan adayı olduğunu da açıkladı. Bu safhadan
sonra karşısına güçlü bir rakibin çıkması da pek muhtemel görünmüyordu. Seçim
merhalesinde karşısındaki en güçlü rakip ağzından "kan" lafından başka bir şey çıkmayan
ArielŞaron'du. Onun da "olayların müsebbibi" olması sebebiyle yıpranmış olacağı hesap
ediliyordu. Bu yüzden Barak başbakanlık makamına oturma konusunda kendisini daha
şanslı görüyordu.

Barak'ı istifaya zorlayan sebep şüphesiz Filistin halkının direnişiydi. Ancak onun istifadan
sonra yeniden bu görev için aday olması muhtelif yorumlara sebep oldu. Bu yorumlara
göre o, istifadan sonra yeniden seçilmek suretiyle konumunu sağlamlaştırmak, Filistin
halkına uyguladığı zulmü İsrail toplumuna onaylatmak istiyordu. Ayrıca karşı karşıya
olduğu ortam, İsrail siyasi partilerinin ağır tenkitlerine maruz kalması için de şartları
müsait hale getirmişti. Bu yüzden kendini bir kez daha İsrail toplumuna seçtirmek
suretiyle bu siyasi tenkit ve tepkilerin gerekçelerini ortadan kaldırmayı hedefliyordu.

Erken Seçim Kararı

Barak'ın istifasını açıklamasından sonra başbakanlık için erken seçim kararı alındı. Ancak
bu erken genel seçim anlamına gelmiyordu. Çünkü İsrail işgal devletinin sistemine göre
başbakan da halkın oylarıyla belirlenmektedir. Bu yüzden parlamento aritmetiğinde bir
değişiklik olmayacak sadece yeni başbakanın belirlenmesi için erken seçim yapılacaktı.

Erken başbakanlık seçimleri Filistin halkı ve bu halkın direnişi açısından bir şey ifade
etmiyordu ve bir değişiklik getirmesi söz konusu değildi. Çünkü ortada iki "güçlü" aday
vardı ve hiçbirinin diğerinden farkı yoktu. Barak bir kez daha seçilmesi durumunda o
zamana kadar gerçekleştirdiği zulüm ve şiddetini sürdürecekti.Şaron'un seçilmesi halinde
de değişen fazla bir şey olmayacaktı. Çünkü Şaron her ne kadar daha katı görünüyorsa
da aslında Barak'ın ondan geri kalır bir tarafı bulunmamaktadır.

Şaron'un Öne Çıkışı

Sabra, Şatilla ve Burc el-Beracine kamplarında gerçekleştirilen meşhur katliamın


sorumlusu olması sebebiyle "Beyrut kasabı" unvanıyla tanınan Ariel Şaron aynı
zamandaAksa İntifadası'nın kıvılcımını çakan kişidir. Bu kıvılcımın çakılması ise hepimizin
bildiği üzere Şaron'un kutsal Mescidi Aksa'yı kirletme teşebbüsünde bulunmasıyla
olmuştur. Aslında Şaron'un böyle bir girişimde bulunmasının sebebi de Barak karşısında
siyasi bir atak yapmaktı. Çünkü Barak, o sıralarda özerk yönetim liderleriyle yaptığı
görüşmelerde Mescidi Aksa etrafında özerk yönetimin kontrolünde bir kanton
oluşturulmasına imkan tanınmasından söz etmeye başlamıştı. Onun bundan söz etmesi
siyonist kitlede hızlı bir oy kaymasına imkan sağlayacak sosyo-psikolojik ortamın
oluşmasına sebep olmuştu. İşte Şaron bu havayı kendi hesabına değerlendirmek ve o
kayacak oyları kendi partisine çekmek istiyordu. Fakat onun girişimi Filistin halkı nezdinde
şiddetli bir patlamaya sebep oldu. Bu patlama neticesinde vuku bulan olaylar İsrail işgal
devletinin beklediğinin bayağı ilerisinde oldu. Dolayısıyla İsrail'e bayağı pahalıya mal
oldu. Bu yüzden Şaron kısmen bir siyasi yıpranma ile de karşı karşıya geldi. Fakat zaman
içinde siyonist kitledeki saldırganlık ruhu baskın çıktı ve Şaron'un tahrikçi politikası daha
çok taraftar bulmayı başarabildi. Bunda medyatik yönlendirmenin etkisi de olduğu
söylenebilir. Günümüzde medyatik yönlendirmenin büyük etkisinin olduğunu
unutmamalıyız.

Şaron'un Seçim Programı

"Beyrut kasabı" unvanlı Ariel Şaron, propaganda döneminde programını da açıkladı.


Ancak bilindiği üzere bu programlarda genellikle idealler ortaya konur. Bu ideallerin ne
kadar gerçekleşebileceğini ise uygulamada karşılaşılacak realiteler belirler. Biz gene de
Şaron'un seçim propagandalarında gündeme getirdiği programından özetle söz etmek
istiyoruz.

Şaron'un programında daha çok, Filistin meselesiyle ilgili olarak "nihai anlaşma
merhalesi"ne bırakılan konularla ilgili görüşleri öne çıkıyordu. Bu görüşleri ise hep
"red"lerden ibaretti.

Şaron,Kudüs'ün İsrail'in birleşik başkenti olduğunu iddia ediyor ve bu şehirden hiçbir


şekilde çekilmenin söz konusu olmayacağını söylüyordu. Yurtlarından zorla çıkarılan
Filistinlimültecilerden bir tek kişinin bile geriye, vatanına dönmesine fırsat
verilmeyeceğini söylüyordu. Batı Yaka bölgesinde Filistin özerk yönetiminin kontrolüne
verilecek toprakların % 48'i aşmayacağını, % 52'sinin ise İsrail kontrolünde kalacağını
söylüyordu. Programda ele alınan bir konu da işgal altındaki Filistin toprakları olarak
gösterilen Batı Yaka veGazze'deki yahudi yerleşim merkezlerinin geleceği konusuydu. (Bu
arada bize göre siyonist işgal devletinin sultası altında olan tüm toprakların işgal altındaki
Filistin toprakları olduğunu hatırlatalım.) Şaron söz konusu yahudi yerleşim merkezlerinin
tümünün yerlerinde kalacağını ve hiçbirinin dağıtılmayacağını söylüyordu.
Bu konular zaten yıllardan beridir üzerinde bir yığın laf salatası yapılan sözde "barış"
masalının tartışma konularıydı. Bütün bu konularda kesin red tavrı ortaya konduktan
sonra sözde "barış (!)" masasına oturup da bir şeyleri konuşmanın, tartışmanın bir anlam
ifade etmeyeceği anlaşılır. Gerçi o zamana kadarki görüşmelerin ve tartışmaların da
havanda su dövmenin ötesine geçmediğini gelinen neticeden anlıyoruz.

Özerk Yönetimin Tutumu

1948'de işgal edilmiş olan veBM kararlarında "İsrail" olarak gösterilen bölgede yaşayan
Filistin kökenlilerin İsrail seçimlerinde oy kullanma hakları var. Bu bölgede yaşayan
Filistinli nüfusun sayısı ise 800 binin üzerindedir. Dolayısıyla tümünün birden oylarını
kullanmaları ve hep birlikte belli bir yöne yönelmeleri durumunda verdikleri oyların
belirleyici etken olması mümkündür. İşte bu yüzden Arafat yönetimi, "1948 Toprakları"
olarak da adlandırılan "yeşil hat" içindeki bölgede yaşayan Filistinlilere çağrı yaparak
Barak lehinde oy kullanmalarını ve böylece Şaron'un seçilmesini önlemelerini istedi.
Ancak özerk yönetimin bu çağrısı baştaHAMAS olmak üzere Filistin'deki tüm direniş
yanlısı oluşumların şiddetli tepkilerine sebep oldu. HAMAS'ın konuyla ilgili bildirisinde,
Filistin halkının üzerine tanklarla, toplarla yürüyen, onların evlerini başlarına yıkan
terörist Barak'a oy verilmesi yönünde çağrılar yapılmasının bir zillet ve aşağılık
kompleksinden kaynaklandığı dile getirildi. 1948'de işgal edilmiş topraklarda faaliyet
gösteren "İslami Hareket" adlı oluşumun yayın organı durumundaki Savtu'l-Hak ve'l-
Hurriye adlı haftalık gazetenin konuyla ilgili yorumu da ilginçti: "Şehitlerimiz Oy
Veremezken Biz Onların Katillerine Oy mu Vereceğiz?" başlığını taşıyan yorumda Barak'ın
Aksa İntifadası'nda şehit edilen yüzlerce Filistinlinin katili olduğu ve onun da Şaron gibi eli
kanlı biri olduğu vurgulandı.

Öte yandan 1948'de işgal edilmiş topraklardaki Filistinliler arasında yapılan ankette, bu
insanların % 62'sinin seçimleri kesin protesto edeceği, % 22'sinin ise kararsız olduğu
ortaya çıktı. Bu durum özerk yönetimin çağrılarının herhangi bir etkisinin olmadığını,
İslami kesimin ortaya koyduğu direniş yanlısı tavra desteğin daha büyük oranda
olduğunu ortaya çıkardı.

Barak, Şaron'dan Farklı mıydı?

Dünya medyasında Şaron'un saldırgan tutumunun öne çıkması, Barak'ın aklanmasına,


uzlaşmacı ve "barış" yanlısı olarak lanse edilmesine sebep oldu. Bu aslında İsrail işgal
rejiminin geleceği için uluslararası düzeyde yapılan bir yatırımdı. Çünkü Şaron'un
saldırgan politikasının tıkanması durumunda "Barak"ın temsil ettiği siyasi cepheyle
özdeşleştirilen sözde "barış yanlısı" imajının öne çıkarılmasına ve böylece İsrail'in önünün
açılmasına ihtiyaç duyulacaktı.

İşin gerçeğinde Barak da en az Şaron kadar siyonist ideallere sahip ve saldırgan ruhlu
biridir. Onun da geçmişinde vahşi saldırılar ve katliamlar bulunmaktadır. O da İsrail'in elli
yıllık geçmişine sığdırdığı altı büyük savaşın en önemlilerinden sayılan Haziran 1967
Savaşı'nda bilfiil görev yapmış ve birçok saldırı gerçekleştirmiş asker kökenli bir
siyasetçidir. En azından Aksa İntifadası boyunca Filistin halkının haklı ve meşru direnişine
karşı tam anlamıyla bir vahşet sergilemiştir. Bu olayda özellikleçocukların hedef alınması
ve yüzlerce çocuğun direnişçileri yıldırma amaçlı olarak öldürülmesi onun özel bir
politikasıydı. Bu durum onun saldırganlık açısından Şaron'dan geri kalmadığını
gösteriyordu.

Yukarıda zikrettiğimiz konularda o da büyük ölçüde reddiyeci bir tutum izliyordu. Fakat bu
tutumunu açıktan ortaya koymuyor, görüşme masasında tartışmalarla bir neticeye varma
niyetinde olduğunu ima ediyordu. Ama görüşme masasında sergilediği tavır Şaron'un
siyonist kitle tabanına açıkladığı siyasi programında ortaya koyduğu tavırdan farklı
değildi. Şu var ki medya organları Barak'ı gündeme getirirken bardağın dolu tarafını,
Şaron'u gündeme getirirken ise boş tarafını göstermek suretiyle işgal devletinin
ihtiyacına göre kullanılacak imajlar oluşturmaya çalışıyorlardı.