You are on page 1of 4

Filistin Haberleri Vahdet.com.

tr

Ömrünün baharında şehit olan


Rif'at en-Nihal

Çocuk şehit Halil el-Mağribi

İşgalcilerin Beytlaham'a yönelik


saldırılarında yaralanan
çocuklardan Meram Selame

Nablus'ta oyun oynarken vahşete


hedef olarak şehit olan iki kardeş

Siyonist saldırganların vahşi


saldırılarında yaralanan Nureddin
Udeh adlı bebeğe hastanede sun'i
nefes verdiriliyor.

Nureddin Udeh adlı bebeğin


annesinin göğsünü boyayan
kanları

İşgalci Saldırganlar Tarafından


Şehit Edilen Üç Aylık Bebek
Ziyauddin et-Tumeyzi

Bebek ve Çocuk Şehitler


İsrailişgal devletinin Filistinliçocukları hedef almasıyla ilgili politikası hakkında bazı özet
bilgileri arz ettik. Burada bir de bazı çocukların şehit edilmesinden örnekler
sunarak,siyonist vahşetin bu konuda izlediği tutumun gözler önünde canlanmasını
sağlamak istiyoruz. Aşağıda anlatacağımız olayŞaron'un başbakanlığa seçilmesinden
önce gerçekleşmiş bir olaydır. Ancak bundan önce İsrail'in çocukları hedef alan
saldırılarından söz ettiğimizden konuyla irtibatından dolayı burada vermeyi uygun
gördük. Ayrıca bu olay Barak ileŞaron arasında kısaca siyonist işgal devletinin "barışçı"
olarak gösterilen yöneticileri ile "savaş yanlısı" olarak gösterilen yöneticileri arasında en
ufak bir fark olmadığını göstermesi açısından da önemlidir.

Babasının arkasına sığınarak siyonist işgalcilerin yağdırdığı kurşun yağmurundan


korunmaya çalışan Muhammed Cemal ed-Durre'nin hunharca katledilmesi olayısiyonist
vahşeti dünyaya tanıtan önemli bir olay olmuştu. Bu sebeple Muhammed Cemal ed-
DurreAksa İntifadası'nın adeta sembolü haline geldi. Ancak aşağıda anlatacağımız olay
ed-Durre'nin şehadeti olayından daha çok yürekleri parçalayan bir şehadet olayıdır.

Ahmed Ali Hasan el-Kavasimi, 12 Ocak 1985 tarihindeel-Halil'de dünyaya gelmişti.


Mücahit bir aileye mensuptu ve 9'u erkek, 5'i kız toplam 14 kardeşin on üçüncüsüydü.
Henüz 15 yaşındaki Ahmed el-Kavasimi, el-Halil'deki Kral Halid İlköğretim Okulu'nun
dokuzuncu sınıfına gidiyordu. Okulunun çalışkan ve zeki öğrencilerindendi. Arkadaşları ve
öğretmenleri onu çalışkanlığıyla, sakinliğiyle ve güzel ahlaklılığıyla tanımışlardı. Okuldan
çıktıktan sonra ve tatil günlerinde deailesinin geçimine katkı için çalışıyordu.

Onun dikkat çeken bir yönü de şehitlere özenmesiydi. Ne zaman birinin şehit olduğunu
duysa: "Keşke ben onun arkadaşı olsam!" diye temennide bulunurdu. Çatışmasız gösteri
yürüyüşlerinin çoğuna katılıyordu. Muhammed Cemal ed-Durre'nin şehit edilmesinden de
çok etkilenmişti. Şehit edilenlerin cenazelerine katılmak ve yüzlerini görmek için özel bir
çaba sarf ederdi.

Fakat çatışma ortamlarına pek girmiyordu. Bu yüzden de kimse onun bir gün şehit
edileceğini pek tahmin etmiyordu. Hatta ağabeyi Ziyad'ın söylediğine göre o öldürme
olaylarına sadece televizyon ekranlarında şahit olmuştu.

Ahmed, 8 Aralık 2000 tarihinde, Filistin'deki değişik grupların Batı Yaka'nın el-Halil
şehrinde ortaklaşa düzenledikleri yürüyüşe katıldı. Yürüyüşte herhangi bir çatışma filan
olmadı. Yürüyüşün bitmesinden sonra küçük Ahmed, Hamza Ebu Uşhaydem'in kabrini
ziyaret etmek istedi. Bu ziyaret olayına şahit olanların verdikleri bilgiye göre o zaman
siyonist işgal kuvvetlerinin attığı mermilerden biri Ahmed'in ayağına isabet etti. Hemen
Ahmed kendilerine ilk yardımda bulunmaları için etrafındakilerden imdat istemeye
başladı. Çevredekiler onun yardım isteme seslerini ve: "Anne! Anne!" diye bağırdığını
duydular. Fakat hemen o esnada siyonist işgalci askerlerden biri Ahmed'in yaralandığı
yere geldi. Derhal Ahmed'i yere yatırarak ensesine ayağıyla bastı. Sonra da kafasına
namluyu dayayarak bir mermi sıktı. Ardından da hiç vakit kaybetmeden olay mevkiinin
hemen yakınında bulunan askeri mevzisine doğru kaçtı.

Küçük Ahmed kafasına kurşun sıkılmasına rağmen henüz sağdı ve yakınında bulunan
gençlerden biri onu acil müdahale için hastaneye götürmek istedi. Fakat siyonist asker
engel oldu. Bu arada Ahmed'in kafasından kanlar akıyordu. Ahmed'i hastaneye götürmek
isteyen gencin ısrarları üzerine siyonist asker engel olma işinden vazgeçmek zorunda
kaldı. Derken Ahmed yakındaki Halk Hastanesi'ne kaldırıldı; ama hastaneye
ulaştırıldığında artık tıbben ölmüş durumdaydı.

Bu olaya orada birçok kişi şahit oldu. Ama ne yazık ki, Ahmed el-Kavasimi'nin böyle
vahşice ve hunharca katledilmesi olayı esnasında Muhammed Cemal ed-Durre'nin şehit
edilmesi olayında olduğu gibi kameralar bulunmadığından siyonist gaddarların burada
sergiledikleri vahşet ekranlara yansıtılamadı.

Ahmed el-Kavasimi'nin ailesi de Aksa İntifadası'nın başlamasından buyana ciddi


sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştı. Siyonist işgal rejiminin bir kuklası gibi çalışan sözde
özerk yönetim ailenin erkek çocuklarından dört tanesini çeşitli gerekçelerle tutuklamıştı.
Bu gençlerin tutuklanması doğal olarak aileyi ekonomik yönden de büyük sıkıntılara
soktu. Çünkü ailenin geçimi onların çalışmasıyla sağlanıyordu. Baba Ali el-Kavasimi
görme özürlü olduğundan çalışma ve ailenin geçimini sağlama imkanından mahrumdu.

el-Kavasimi ailesinin direkleri olan gençleri tutuklayan kukla özerk yönetim gençlere çok
ilginç suçlamalar yöneltti. Bunların başında gelen iseHAMAS mensubu olmaktı. İkinci
suçlama ise işgal devletinin hedeflerine yönelik eylemler gerçekleştirmekti. Kukla özerk
yönetimin adamları altı aydan beridir gençlerin anne babalarının çocuklarını ziyaret
etmelerine engel oluyorlardı.

Sonunda da işgalciler, hem okuluna devam eden, hem de boş kaldığı zamanlarda
çalışarak ailenin geçimine katkıda bulunmaya çalışan küçük Ahmed'i hunharca
katlederek aileyi iyice perişan duruma soktular.

Bu olay aslında sadece Ahmed el-Kavasimi'nin ve ailesinin değil siyonist işgal


kuvvetlerinin sergiledikleri insanlık dışı vahşetle boğuşan tümFilistin halkının karşı karşıya
olduğu gerçeği gözler önüne sermektedir. Bu olay sadece Ahmed'in ensesine ayağıyla
basıp kafasına kurşun sıkan bir askerin değil tüm siyonist askerlerin ruh haletlerini izah
etmektedir. İnsanlığın artık bu gerçeği görmesi ve bu vahşeti sergileyenlerin yıllardan
beridir okudukları "barış" masalının kuru bir aldatmacadan, oyalamacadan ve göz
boyamadan başka bir şey olmadığını anlaması gerekir. Göstermelik olarak "barış"
görüşmesi yapan sonra da görüşmeye gelenleri pusuya düşürerek kurşun yağmuruna
tutan bir vahşet anlayışından acaba "barış!" adına ne bekleniyor?

Bu olayŞaron döneminden önce yani "barışçı" dolarak lanse edilen Barak döneminde
gerçekleşti. Barak döneminde böyle bir olay olur da,Şaron döneminde olmaz mı?
Şaron'un iş başına getirilmesindeki temel amaçlardan biri de zaten onun tehditçi
kişiliğinden yararlanılarak Filistinlilere karşı bir psikolojik savaş yürütmek değil miydi?

Şaron'un askerlerinin 5 Mayıs 2001 Pazartesi sabahı gerçekleştirdikleri vahşi saldırıda


aylık bir bebek hayatını kaybetti. Siyonist saldırganlar söz konusu tarihte sabah erken
saatlerden itibarenGazze bölgesindeki Han Yunus mülteci kampına yönelik saldırı
başlattılar. Saldırıda özellikle sivil halkın bulunduğu yerleşim birimleri hedef alındı.
Saldırıda adı geçen kampta bulunan Batı, Avusturya ve Emel mahallelerine 15 top ve
tank mermisi isabet etti. Bu mermilerden biri de kampın Emel mahallesinde ikamet eden
Ebu Remzi Ahmed Haccu'nun evine isabet etti. Saldırı esnasında Ebu Remzi'nin hanımı ve
üç kız çocuğu evde bulunuyordu. Evde bulunanlardan biri de 4 aylık İman Haccu adlı
bebekti. Atılan mermi evin içindekilerin üstüne yıkılmasına sebep olduğu gibi mermiden
sıçrayan bir şarapnel parçası da 4 aylık bebeğin karnına isabet ederek bedeninin
parçalanmasına yol açtı. Diğerleri ise enkaz altından zorlukla çıkarılarak Han Yunus'taki
Nasır Hastanesi'ne kaldırıldılar.

Küçük bebeğin cesedini görenler, cesedin adeta bir kömür parçasına dönüştüğüne dikkat
çektiler. Olaya şahit olanlar, insanlığı siyonist vahşet karşısında harekete geçmeye ve bu
iğrenç saldırıların durdurulması için gerekeni yapmaya çağırdılar.

Siyonist saldırganlar, 4 aylık İman Haccu'nun annesi Suzan Haccu'nun kucağındayken


hedef alındığı bu saldırıyı bir yahudi yerleşim merkezine yönelik havan topu saldırısına
cevap olarak gerçekleştirdiklerini ileri sürdüler. Siyonist saldırganların bu iddialarına
karşılık küçük bebeğin amcası da şu açıklamayı yaptı: "Evet, 4 aylık İman Haccu
suçluydu. Çünkü yahudi yerleşim merkezine yönelik havan topu saldırısını o
gerçekleştirmişti. Bu yüzden de siyonistlerin tanklı ve toplu saldırılarına hedef oldu."

4 aylık İman Haccu ailenin ilk şehidi değildi. Amcasının 5 yaşındaki kızı da ondan 10 yıl
önce birinci intifadanın ateşli bir şekilde devam ettiği günlerde siyonist saldırganlar
tarafından şehit edilmişti.

Küçük bebeğin daha lohusalık döneminden yeni çıkmış annesi de saldırılarda yaralandı ve
hastanede tedavi altına alındı. Genç anne kendisinin ve bebeğinin başına gelenlere
üzüldüğü kadar, Müslümanların ve genelde insanlığın suskunluğuna, siyonist vahşet
karşısında maşeri vicdanın harekete geçmemesine de üzülüyordu.

Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) İman Haccu adlı bebeğin şehit edilmesi olayıyla
ilgili açıklamasında siyonist saldırganların hiçbir insani değer tanımadıklarına, hedef
gözetmeden vahşi saldırılar gerçekleştirdiklerine dikkat çekerek buna karşılık Filistin
halkının direnişle cevap vermesinin meşru bir hak olduğunu vurguladı.

Şaron'un bebek cinayetlerine bir örnek de Batı Yaka bölgesinde Ziyauddin et-Tumeyzi adlı
üç aylık bebeğin öldürülmesi olayıdır. Bu vahşi cinayet de 19 Temmuz 2001 Perşembe
günü gerçekleştirildi. Bu cinayette işgal güçlerinin yanı sıra "siviller" olarak nitelendirilen
ama sadece giyimleri "sivil" olan yahudi yerleşimcilerin de büyük rol oynamaları dikkat
çekti. Kendisini "Yolların Güvenliği Örgütü" olarak adlandıran bir yahudi terör örgütüne
mensup yahudi yerleşimciler bir ticari taksiyle düğünden evlerine dönen Filistinlilere
saldırarak aynı aileden üç kişinin ölümüne üç kişinin de yaralanmasına sebep oldular.
Öldürülenlerden biri de sözünü ettiğimiz Ziyauddin et-Tumeyzi'ydi. Saldırı yahudi
teröristlerin kullandığı aracın hedef alınan kişileri taşıyan ticari taksiye yanaşması
suretiyle ve tabanca kurşunlarının sıkılması suretiyle gerçekleştirildi. Üç aylık Ziyauddin
de tam alnına isabet eden kurşunlarla hayatını kaybetmişti. Belli ki saldırganlar onu
özellikle hedef almak suretiyle öldürmüşlerdi.

Sivil oldukları ileri sürülen teröristlerin mensup oldukları Yolların Güvenliği Örgütü adlı
terör örgütü Ariel Şaron'un fikirleri doğrultusunda kurulmuş ve bir tür özel tim gibi görev
yapıyordu.

Bunlar siyonist vahşetin bebek ve çocuk cinayetleri konusunda verdiğimiz örneklerdir.


Aksa İntifadası döneminde kasten hedef alınarak veya sorumsuzca mermi ya da bomba
savrulması suretiyle öldürülen bebek ve çocuk sayısının hayli fazla olduğunu
belirtmemize gerek yoktur herhalde.