You are on page 1of 23

KURANDAN DERS ÇIKARMAK ------------------------------------------

Bölüm 1
‫حيِم‬
ِ ‫ن الّر‬
ِ ‫حَم‬
ْ ‫ل الّر‬
ّ ‫سِم ا‬
ْ ‫ِب‬ Tehlikenin Farkında mısınız?

A'RÂF - 169 Derken, arkalarından Kitab'ı miras Yeryüzüne gelen her insan, kendi iradesi dışında
alan bozuk bir nesil bunların yerine geçti. Onlar şu alçak gelmektedir. Fakat bu iradesizlik her nesneye egemen olan,
dünya malını alırlar, bir de: «Biz nasıl olsa bağışlanacağız!» her nesnenin bilgisini tümüyle elinde bulunduran tek bir
derler. Karşı taraftan da kendilerine öyle birşey gelse, onu da İlah’ın, bir Yaratıcı’ nın iradesine kalmıştır.
alırlar. Allah'a karşı yalnız hakkı söyleyeceklerine dair
kendilerinden Kitapta söz alınmamış mıydı? Ve onun
içindekilerden ders çıkarmadılar mı? Halbuki ahiret yurdu İster kabul edelim ister reddedelim; ama evrendeki
Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır; hala akıllanmayacak varlıkları var eden bir gücün olduğunu artık bilimsel
mısınız? gelişmeler de kanıtlıyor. Çünkü her şeyden önce bu kadar
ÂLİ İMRÂN - 79 Beşerden hiç kimsenin, Allah karmaşık nesneler dünyasının mantıklı bağlarla örülmesi bir
kendisine Kitabı, hükmü ve nebiliği verdikten, sonra rastlantı eseri olamaz. Hem bir rastlantının var olabilmesi
insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve için bile birtakım nesnelerin önceden beri var olması gerekir.
yetki)si yoktur. Fakat o, "Ders çıkardığınız Kitaba göre Bu nedenle bizim Allah olarak andığımız gücü kabul etmeyi
Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.) gururlarına yediremeyen tanrıtanımaz kişiler yada bir ilahı
EN'ÂM - 105 İşte böylece ayetleri etraflıca kabul edip O’nun gerçek niteliklerini araştırma merakı
açıklıyoruz ki, onlar 'sen ders almışsın' desinler ve biz de duymayan kişiler, bu tavırlarıyla ne kadar mantık(akıl
bilen bir topluluğa bunu açıkça bildirmiş olalım. etmez misiniz?) ve bilim(kendinize, yeryüzüne ve geçmiş
KALEM - 37 Yoksa size ait ders yapıp kavimlere bakmaz mısınız.) dışı olduklarını da ortaya
okuduğunuz bir kitap mı var? koyduklarının farkında değildir.
SEBE - 44 Oysa biz onlara ders edinecekleri
kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı Eğer Allah varsa, acaba kendi yarattığı varlıkları bir
göndermemiştik.
başlarına koyup bir yerde mi yaşamaktadır? Yoksa her şeyi
sonsuz iradesiyle çekip çevirmekte midir? Bu sorunun
…….LÜTFEN BU İNCELEMEYİ……
…..KURANDAN (ARAPÇA OLARAK )KARŞILAŞTIRINIZ…..? üzerinde düşünmek ve bir yanıt vermek, O Yaratıcı Güç’e
kulluk anlamında yönelip yönelmememiz gerektiği
İÇİNDEKİLER sorunsalını da açığa kavuşturacaktır.

Bölüm 1: Eğer Allah varsa ve bizi gözetliyorsa, bizim


Tehlikenin farkında mısınız?........sayfa 1 birtakım eylemlerde bulunmamızı da bekliyor demektir. İşte
Misak(sağlam söz) .......sayfa 2 bu eylemler, en az bir ilaha inanan kişilerin tapma adını
Atalar dini.......sayfa 3 verdiği eylem biçimidir. En az bir tanrının varlığını kabul
etmek, her şeye egemen tek bir ilahın gerçekliğine ulaşmak
Bölüm 2 için aşılan bir aşamadır. Her insan son aşama olan tek ilaha
Dinin kaynağı olarak kuran yeter mi ? .......sayfa 5 boyun eğerek, yani son aşamayı daha en başında yaşayarak
Hadislere hadisler üzerinden bir bakış.......sayfa 6 dünyaya gelir. Fakat yetiştiği çevrenin durumuna bağlı
Nebi’in tebliğe karşı davranışlar.......sayfa 8 olarak zamanla tek ilahın gerçekliği o insanlığın bilincinde
körelerek çoktanrıcılığa adım atar. Toplumsal kabuller bu
Bölüm 3
adımın itici gücünü oluşturur. Zira çoktanrıcılık insanların
Kavramlar.......sayfa 10
iradesine bağlı bir kavramdır. Yani biz insanları
Melek kavramı.......sayfa 10
çoktanrıcılığa iten şey, insanlık iradesidir. Yalnız başına
Bozulmuş melek kavramı.......sayfa 12
yaşamaktan korkan insan, eğer kendisine bir Elçi gelip tek
İnsan’ın yaratılışı.......sayfa 13
Ruhun üfürülmesi.......sayfa 14 olan Allah’ı tanıtmamışsa doğal olarak yeri boş kalan tek bir
Secde.......sayfa 15 tanrının yerine birçok tanrıya ibadet etmeye başlayacaktır.
Allah’ın meleklerle konuşması.......sayfa 15 Bu tanrılara örnek olarak din adamları, zenginler, zalim
Ayetler olan haberci yöneticiler, atalar, doğal olaylar gösterilebilir. O nedenle
Melekler(melaike) .......sayfa 16 insanların, kulaktan dolma ve yeterince sorgulanmamış
Şeytan ve iblis.......sayfa 17 bilgilerle “Ben bütün gerçeklere erdim”, “Ben öyle
Cin ve can.......sayfa 18 inanıyorum”, “İnancıma ne karışıyorsun?” sözleri Allah
katında bir değer taşımaz. Eğer inanca karışılmaması
Bölüm 4: gerekseydi yeni yeni habercilerin, yani nebilerin
Kur’an bize kendini nasıl tanıtıyor........sayfa 19 görevlendirilmesinin bir anlamı kalmazdı. Şu an yeni bir nebi
Kur’an’ın kur’an ile gelmeyecek belki; ama Allah’ın vahyini kırıntılar biçiminde
açıklanması ve anlama yöntemi.......sayfa 21 de olsa açıklayan, yaymaya çalışan kişiler o Saat’e kadar var
Kuranın bölümleri.......sayfa 22 olacaktır. Zaten Kur’an vahyinin ve onu öğrenen kişilerin var
olması demek, elçilik eyleminin devam ediyor olduğunun
göstergesinin; çünkü nebilik kavramı yeni vahiyler almayı,
elçilik kavramı ise alınan vahiyleri tebliğ etmeyi kapsar ve
nebiye düşen görev sadece vahyi tebliğ etmektir. Hz.

1
Muhammed (selam üzerine olsun) Allah’dan vahy aldığı için (Lütfen Ayetleri Arapça olarak teyit ediniz.)
nebi, vahyi bize ilettiği için de rasuldür. Allahtan gelen vahy
bize bildirdiği için bir beşer olan Nebi rasul olup, Kuran da MİSAK(sağlam söz)
rasüldür, çünkü nebinin dilinden çıkarak bize kadar
ulaşmıştır.) ِ ‫ ميَثثا‬Kuranda 34 kere geçmektedir. Sağlam söz almak,
‫ق‬
bağlanılmak, yapışmak, tutunmak anlamındadır. Herhangi
Eğer bir Allah varsa ve o Allah birtakım aracı kişilerle bir süre belirtilmeksizin yapılan anlaşma olan misakı
birlikte insanlara hükümlerini bildiriyorsa, bizi bir şeyler Allah’ın almasının nedeni, Allah ile misaklaşanların
sorumlu kılıyor anlamını çıkarmak zorundayız. Her doğruladıkları şey ile hesaba çekmek ve kafirlere ise elem
sorumluluk ise sonuçlarına katlanmayı gerektirdiğinden dolu bir azap vaad etmesi içindir. (Ahzap Suresi -8’e bak.)
Cennet ve Cehennem kavramlarının da gerçekliğinin ‫وثق‬.. kelime olarak olarak bağ anlamına gelir.(Fecr Suresi
bulunması gerekir. Böylece sorumluluğunu bilen ve -26’ya bak: “onun bağladığı gibi”)
davranışlarında bunları meyveler hâlinde ortaya koyan kişiler
Müminlerin misakı:
Cennet ile ödüllendirilecek (Çünkü müminlerin hayatı Allah
Bakara sûresi / 286 : Peygamber, Rabbinden kendisine
tarafından Cennet karşılığında satın alınmıştır. Buna göre
indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri;
hayat, bir ticarettir. Bu ticareti erdemli biçimde yapanlar,
Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman
büyük ödül olan Cennet’e kavuşacak olanlardır; tefecilik ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini
yapan, kalitesiz malları pahalıya satanlar ise büyük hüsrana (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: Ey Rabbimiz
uğrayacak olanlardır...), kendisi Allah’ın ayetlerini Kurandan “İşittik ve itaat ettik.
teyit etmeyip, duyarsızca geleneğe uyarak ve alimlerimiz
bilir diyerek onları terbiyeci edinen ve vahye kulak tıkayan Maide.-7 : Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat
sorumsuz kişiler ise Cehenneme atılarak karşılık ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı
göreceklerdir. Sorumluluklar, yalnızca birtakım âyinlerle sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının.
sınırlı değildir ve yaşamın öbür alanlarını da kapsamaktadır. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla
Yüce Yaratıcı, bize yüklediği sorumlulukların toplamına bilendir.
İslam adını vermekte ve kitabın (yani sorumlulukların
açıklandığı metnin) bir kısmına inanıp bir kısmına Hıristiyanız diyenlerin misakı :
inanmamayı kınayıcı bir tavır göstermektedir. Öyleyse Din, Maide /14“Biz hıristiyanız” diyenlerden de (misak) sağlam
törenlerle birlikte değil, hayatın içinde yaşanacak bir söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları
olgudur. Böyle bir bağlamda İslam’ı hayata müdahale istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple
etmekten aciz bırakan her güç unsuru, aslında İslam’ın biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve
düşmanı(Şeytan) ve İslam’ı insanların yaşamından kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara
uzaklaştıran bir vesile olmaktadır. bildirecek!

İsrailoğullarının misakı :
Son saptamayı “İslam’ı yaşama el atmaktan
Maide suresi / 12, İsâ sûresi / 154, Bakara sûresi 70-93,
alıkoymaya çalışan her anlayış, İslam’ın düşmanıdır”
Bakara Suresi / 63 : Hani, sizden Dağı tepenize
biçiminde yaptıktan sonra, insanların bir nefis muhasebesi
kaldırdığımızda sağlam bir söz almıştık. Kuvvetle (sımsıkı)
yapması ve “Ben İslam’ın neresindeyim?” sorusunu size verdiğimiz şeyi tutun ve sakınmanız için kitapta
kendilerine sorduktan sonra eğer yanılgılarının farkına aldığımız şeyi(misakı) hatırlayın(zikredin)
varırlarsa, buna karşın doğru yola, yani sıratı müstakime
dönmeyi bir gurur meselesi durumuna sokup sapkınlık içinde Kitaba varis olanların misakı:
dolaşır dururlarsa tek olan Allah’a inanan biri olarak benim Al-i İmran Sûresi / 187 : Hani Allah, kendilerine kitap
üzerime düşen bildiğim Tanrı ilmini o insanlara tatlı dille verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara
anlattıktan sonra, onlara şu soruyu sormaktır: Tehlikenin açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz
Farkında mısınız? (misak) aldı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu
az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alış veriş ne kadar
Gelin Cennet-Cehennem ve din adamları ile cemaat kötüdür.
arasında sıkışıp kalmaktansa İslam’ı gerçek nitelikleriyle
tanımaya ve onu yeryüzünde kötülükten alıkoyup iyiliği Nebilerin misakı :
emretmenin kaynağı konumuna yüceltmeye çaba Ahzap / 7 (Hani biz nebilerden sağlam söz almıştık. Senden,
gösterelim! İnanan kullara her şeyin sahibi ve eğiticisi Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet
olan Rab tarafından emredilen temel hukuki ilke budur: biz onlardan (ğaliz misak )sapa sağlam bir söz almıştık)
Kötülükten alıkoymak (önce kendi nefsimizi, sonra öbür
insanları) ve iyiliği (maruf olanı, yani bilginler tarafından MİSAKLAŞTIĞIMIZ BİZİM RABBİMİZDİR.
bilimin yöntemleri ile doğrulanan ve olması gerektiği
İnsanı Allah yarattı ve yarattığı kulunun sahip olduğu
vurgulanan şeyleri) emretmek.
şeyleri koruma altına aldı. İnsanın bu dünyada sahip
olduğu şeyler Canı(beden ve zaman yani ömür), Malı,
Artık kendi toplumumuzu ve soyumuzu gereksiz Zürriyeti (eşi ve çocukları) ve Aklıdır. Allah insanın;
yere yücelten uyuşturucu tavırlardan ve anlamı açık olmayan - Canını koruması: Kuranda rabbimiz bu canı korumak
KAVRAMlardan uzak durarak, yaratılış nedenimizin farkına için bir takım hükümler indirmişti. Ne yiyeceğimizi ve ne
varalım ve tüm yüreğimizle “Varlığım Rahman’a armağan içmeyeceğimizi bildirmiş bize verilen zamanı nasıl
olsun!” diyelim ve Allahın bizden almış olduğu MİSAK’a kullanmamızı öğütlemiş, bir başkasının canına
bağlı kalalım.
2
kastetmememizi emretmiş, eğer kast edilir ise de bu biz suçluyuz.Peki ne yalpalıyız.? ve Neden bu hale
dünyadaki karşılığının ne olduğunu yazarak hüküm ayetleri gelindi?
ile sınırlar çizmiştir.
- Malını koruması: Kuranda rabbimiz insanın malını nasıl TOPLUMLARIN DURUMLARINA RASULLERİN
kazanacağını (ticaret ve emek ile) ve mala sahip olurken ne ŞAHİTLİĞİ
yapmaması gerektiğini(riba yani faiz) bildirmiş ve kazanılan
malın hırsızlık gibi çalınmamasını emretmiş, eğer malı bir
Nahl 89 : O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit
başkası çalarsa hırsızın bu dünyadaki karşılığını yazmıştır.
Ölen kişinin malının da korunmasını vasiyetten sonra ki göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak
taksimini ve özellikle ölen yetim çocuklar bırakmış ise de bu getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir
malın yetim erişkin olana kadar korunup dokunulmamasını açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için
emrederek sınırlar çizmiştir. bir müjde olarak indirdik.
- Zürriyetini koruması: Kuranda rabbimiz zürriyetin
helal yollar ile devam etmesi için bir takım hükümler Nisâ 41: Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de
indirmiş ve bu hükümlere uymamız için gereken onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!
sınırlandırmaları yapmıştır.
- Aklını koruma altına alması: Her insanın sorduğu gibi İsa Nebinin Şahitliği:
niye bu dünyaya geldik, ne yapmamız gerekmekte ve
sonunda ne olacak sorularına, her türlü misali rabbimiz
Mâide 116 :Ve hani Allah, ey Meryemoğlu İsa diyecek, sen
kuranda vererek insanı görür işitir ve bu melekeler ile akıl
misin insanlara, Allah'ı bırakın da beni ve annemi iki tanrı
edebilecek kadar bir süre verip çeşitli ayetlerini göstererek
tanıyın diyen? İsa da seni noksan sıfatlardan arı bilirim
sapık düşüncelerden insanı korumuştur. Sapık düşüncelerden
diyecek, hakkım olmayan bir sözü söyleyemem ki ben. Böyle
nasıl korunacağımızı da çeşitli hüküm ayetleri ile belirleyip
bir söz söylediysem elbette bilirsin bunu. Benim içimde ne
sınırlar çizmiştir.
varsa hepsini mutlaka bilirsin sen. Fakat ben, senin bildiğini
Rabbimiz Bizi uyararak koyduğu sınırları aşmamamızı
bilemem; şüphe yok ki sen gizli olan her şeyi, hakkıyla
emretmiştir.
bilirsin.
Bilindiği üzere Hıristiyanların temel yanılgısı İsa
TOPLUMUMUZUN ŞUANKİ DURUMU(Kurandan Bir Bakalım) Nebiyi Allah’a oğul isnat etmeleridir. Peki BİZ???

Yûnus / 100 : Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik Son Nebinin Şahitliği:
iman edemez. Allah, (rics) pisliği, aklını
kullanmayanlar üzerine bırakır. Furkân 30: Allah’ın Rasulü: “Ey Rabbim, benim ümmetim,
bu Kur’ân’ı mehcur ittihaz ettiler. (mehcur:terk edilmiş,
En’âm / 125 : Allah kimi hidayete erdirmek isterse, hicret), (ittihaz(e-ha-ze): almak, elde tutmak, olarak kabul
onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, etmek.)
sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı
yapar. Allah, inanmayanları işte böyle (rics)pislik Hesap Gününde Son Nebi Kavminin bu Kuranı ellerinde
içinde bırakır. tuttukları halde terk ettiğinden yakınmaktadır. Dikkat???
edin İslam ümmetinin Şimdiki Durumunu anlatıyor. İslam
RİCS(PİSLİK) kelimesinin geçtiği ayetler: ümmetinin temel yanılgısı da Kuranı Terk edip, Başka Dinin
Mâide 90 En’âm 125 En’âm 145 A’râf 71 Tevbe 95 Kaynağı Sandığı Kitaplara ve ve bu kitaplardan öğrendiği
Tevbe 125 Yûnus 100 Hac 30 Ahzâb 33 Atalar dine uymaktadılar.

Bu Pislikler bu ayetlerden öğrendiğimiz kadarı ATALAR DİNİ


ile: Şarap(Sarhoşluk veren içecekler), kumar, dikilmiş
olan taşlar(kutsiyet atfedilen taş, mezar taşları, Kur'an'da ilahi mesaja karşı insanların gösterdiği
heykeller ve türbeler), fal için kullanılan oklar(şans olumlu ve olumsuz tepkiler, çeşitli zamanlarda, çeşitli
oyunları), domuz eti, yalan söz söyleme ve puta tapma peygamberlerin/elçilerin şahsında örneklerle anlatılmaktadır.
pisliği, İnsanların şefaat uydurmaları ve bir takım Kur'an-ı katı/donuk bir fıkıh kitabı gibi algılamayan
nesnelere isim verip güvenmeleri , kalplerinde hastalık kafalar, onun her çağdaki yaşanan sosyal hayatın dinamik
olanları (münafıkları) bu hale getiren Kurana uymayan bir portresini çizdiğini görecek, diğer kıssalar gibi bu
konudaki anlatımlarından da halen yaşadığı hayat için canlı
davranışların tümü rics yani pistir.
ibret tabloları çıkarabilecektir. Aslında insanların vahye karşı
olumlu ve olumsuz grupta toplayabileceğimiz çok çeşitli
Toplum yapımıza baktığımız zaman, içki kullanımı tepkilerinde hep ortak tavırların ön plana çıktığını Kur'an
sıradan, kumar sıradan, şeyh, evliya, türbecilik ve bize göstermektedir. Olumlu grupta toplayacağımız tepkiler
heykele hürmet sıradan, şans oyunları sıradan, farkına "işittik itaat ettik..." biçiminde vahyi onaylama ve ona
varmasak da domuz eti kullanımı sıradan(her geçen teslim olma noktasında toplanarak (buna misak denir), bu
sene domuz üretim çiftlikleri artmakta ve bu Tv seçime uygun hayat tarzıyla devam etmektedir. Olumsuz
kanalları ve gazetelerde haberde olmaktadır.), özellikle gruptaki tepkiler ise; çeşitli zamanlara, çeşitli toplumlara
ticari ilişkilerde yalan söylemek sıradanlaşmıştır. veya fertlere göre değişen özellikler gösteriyorsa da
Kısacası Allah Rics’i yani pisliği bu toplumun üzerine (yalanlama, alay, saptırma, duymazlıktan gelme, ret vb.)
bunlar sebep değil birer sonuçtur. Olumsuz tepkilerin asıl
bırakmıştır. Bende bu özellikler yok demeyin. Çünkü

3
sebeplerinin evrensel özellikler taşıdığım Kur'an bize değişik (5/103)
toplumlardan verdiği örneklerle göstermektedir.
"Allah'ın indirdiğine ve Resul'e gelin! dense babalarımızı
Kur'an, Allah'tan mesaj getiren elçilere insanların üzerinde bulduğumuz şey bize yeter! derler. Babaları hiçbir
çoğunlukla atalarının dinini ön plana çıkararak karşı şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?
çıktıklarını vurgular. Birkaç örnek: (5/104, 2/170, 31/21)" Müşriklerin mesaja karşı çıkarken
gösterdikleri tepkilerde dikkat etmemiz gereken önemli bir
-Hz. Nuh kavmine "...Allah'a kulluk edin O'ndan başka nokta vardır: Onlar doğrudan Allah'ı inkar etmek yerine, "bir
ilahımız yoktur... (23/23)" dediği zaman: "kavminin içinden kötülük yaptıkları zaman: babalarımızı bu yolda bulduk,
ileri gelen inkarcı bir grup: Bu da sizin gibi insandan başka Allah da bize böyle emretti... (7/28)" şeklinde
bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah davranışlarım savunuyorlardı. Kur'an bu savunmaya;
dileseydi melekleri indirirdi. Biz ilk atalarımızdan böyle bir "...Allah kötülüğü emretmez..." (7/28) şeklinde karşı çıkarak;
şey işitmedik.(23/24)" dediler. "... Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
(7/28)" diyerek onlara bu konudaki delillerini soruyordu.
-Ad kavmine de kardeşleri Hud (as) gönderildi ve aynı Müşrikler atalarım o derece ön plana çıkarmaya
mesajı ilettiğinde (7/65): kavmi ona "Dediler ki: Ya! demek çalışmışlardır ki; işi: "...doğru iseniz babalarımızı getirin...
sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını (45/25)" demeye kadar vardırarak atalarının diriltilerek
bırakalım diye mi bize geldin?... (7/70)" şeklinde karşılık getirilmesini talep etmişlerdir. Allah bu inatçılık karşısında
verdiler. Resulüne bunun "değişmeyen bir tepki biçimi" olduğunu
hatırlatmıştır:
-Semud kavmine de kardeşleri Salih (as) aynı mesajı
ilettiğinde (11/61): "Dediler ki: 'Ey Salih, sen bundan önce "Şunların taptıklarından hiç kuşkun olmasın. Onlar
bizim aramızda ümit beslenen bir kişi idin, şimdi da önceden atalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların da
atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi men mi paylarını eksiksiz vereceğiz, (l 1/109)"
ediyorsun?.... (l 1/62)" diye cevap verdiler.
Yüce Allah atacılığın değişmez ve evrensel bir
-Medyen'e de kardeşleri Şuayb (as) gönderilip aynı mesajı tepki biçimi olduğunu şöyle vurgulamaktadır: "işte böyle,
onlara iletti. (11/84) Kavminin cevabı ise: "Ey Şuayb, senden önce de hangi memlekete uyarıcı gönderdiysek
dediler, senin salat’ın mı babalarımızın taptığı şeylerden, mutlaka onun varlıklıları: biz babalarımızı bir yol üzerinde
yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan bulduk, biz de izlerine uyarız dediler. Ben size atalarınızın
vazgeçmemizi emrediyor? Çünkü sen yumuşak huylu ve üzerinde bulunduğundan daha doğrusunu getirmiş olsam da
akıllısın! (l 1/87)" oldu. mı? dedi. Dediler ki: doğrusu biz seninle gönderileni
tanımıyoruz. (43/23,24)" Bütün peygamberlerin karşılaştığı
-Hz. ibrahim babasına ve kavmine; "neye tapıyorsunuz? tepki aynı idi: "...Siz bizim gibi bir insandan başka bir şey
(26/70, 21/52)" diye sorduğunda: değilsiniz. Bizi atalarımızın taptığından çevirmek
"Babalarımızı onlara tapar bulduk. (21/53)" ve istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin! dediler.
"babalarımızın böyle yaptıklarını gördük... (26/74)" diye (14/10)"
kendilerini savunmuşlardır.
Atacılığın günümüz toplumunda da pek fazla bir
-Musa (as) ve kardeşi Harun (as) açık ayetlerle birlikte değişiklik göstermeden önemini koruduğu bir gerçektir.
Fir'avn ve adamlarına gönderildi. (10/75) Onların cevabı ise: Konu, Kur'an'da görüldüğü gibi geçmiş toplumların yaşayan
"Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeyden dinlerinin dindarları ile vahye tabi olan Resul ve
çeviresin de yeryüzünde büyüklük yalnız ikinizde kalsın diye beraberindekiler arasında nasıl hararetle tartışılıyorsa; bugün
mi bize geldin?... (10/78)", "...îlk atalarımız arasında böyle de toplumun atalardan tevarüs eden dininin dindarları ile
bir şey işitmedik. (28/36)" şeklinde olmuştur. vahye tabi olanlar arasında tartışma aynı hızla devam
etmektedir. Toplumumuzda îslam olduğu söylenen bir din ve
-Yusuf (as) zindandaki arkadaşlarına inançlarının kendilerine Müslümanım diyen insanlar vardır. Yaşadıkları
yanlışlığını; "siz O'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın dinin Allah'ın dini olduğunu iddia etmekle kalmaz, Resul'ün
taktığı birtakım isimlere tapıyorsunuz.. (12/40)" şeklinde izinden gittiklerini ifade ederek kendilerince durumlarını
izah etmiştir. haklı göstermeye çalışırlar.
Oysa bütün davranışlarında vahyi değil atalarım ön
-Özelde Mekke müşriklerine ve tüm çağdaşlarına genelde plana çıkarırlar.
bütün çağlara ve insanlara hitap eden Hz. Muhammed (a.s.) Allah'ın vahyi apaçık ortada olduğu halde
de bu "değişmeyen tepki" den payını almıştır. "Onlara açık yaşadıkları dini sorgulama gereği bile duymazlar. Çünkü bu
açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: 'Bu, sizi işi kendileri adına kendilerinden öncekiler fazlasıyla
babalarınızın taptığından çevirmek isteyen bir adamdan yapmıştır. Vahye ters düştükleri noktalar kendilerine
başka bir şey değildir..." (34/43) hatırlatıldığı zaman daha önce yaşamış alimleri ve onların
eserlerini vahyin karşısına dikerek kendilerini savunmaya ve
Atacılığın, kabilecilik ve soyuyla övünmenin, örf adet ve haklı göstermeye çalışırlar.
geleneklere sıkı sıkıya bağlılığın timsali diyebileceğimiz
Mekkeli müşrikler Resul'ün getirdiği vahye şiddetle karşı Atacılık vahy karşısında nasıl değişmez evrensel bir
çıkmışlardır. "Çünkü onlar atalarını sapıklıkta buldular. tavırsa, her çağda ve her coğrafyada vahyin yaşayan
Kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar. (37/69-70)" dinamiğine sarılmak ta müminlerin bir tavrıdır. Çünkü: "Bu
Müşriklere atalarından kalan saçma sapan örf ve adetleri din (Kur'an) insanlara (kurtuluş yollarını gösteren) delillerdir;
yerine koymayı, üstelik bunları Allah'a isnat ettirmeyi kesin olarak inananlara kılavuz ve rahmettir. (45/20)"
bırakın.
4
Atacılık Kur'an'ın onaylamadığı bir davranış biçimi olarak
insanları hiçbir zaman kurtuluşa götürmeyecektir. Kalem /36- Neyiniz var, nasıl
hükmediyorsunuz? 37- Yoksa içinde ders aldığınız
Sonuçta kısaca belirtmemiz gerekirse; ortalama zekaya sahip şeyler olan size ait bir kitap mı var:
(akleden) her insanın Allah'ın vahyini anlayabileceğine ve
onun kendisini mutlaka doğru yola ulaştıracağına
samimiyetle inanan ve bu yolda cehd gösterenlerin Allah'ın
Din adına söz söyleme ve hüküm çıkarmada Allah’ın
va'dine ulaşacağı kesindir. talebi ne. Neye göre hüküm çıkarın diyor. Düşünelim
------------------------------------------ bakalım.
Bölüm 2 KURAN’A GÖRE SON NEBİ
DİNİN KAYNAĞI OLARAK KURAN YETER Mİ??? Peygamber yaşadığı toplumda örnek (33: 21), üstün bir ahlak
anlayışına sahip (68: 4), Allah tarafından doğru yola iletilmiş
CEVAP: Ankebut / 51 Kendilerine okunan Kitap’ı (93: 7), hata da yapabilen (33: 37; 80: 1-10; 9: 43) bizim gibi
şüphesiz Bizim sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? bir insan (41: 6), aynı zamanda halklara rahmet olarak
Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir gönderilmiş (21: 107) Allah’tan vahiy alan bir kul (18: 1),
öğüt vardır. aldığı vahyi tebliğ eden bir elçi ve son nebi idi (33: 40).

KURAN EKSİK Mİ? İnsanlar onun yanında olmayı -bazen rahatsızlık verebilecek
düzeyde de olsa- seviyorlardı (33: 53). Peygamber de
CEVAP: Enam / 38: Ve yeryüzünde hiçbir dabbeh çevresindeki insanlara karşı kibar, yumuşak kalpli ve
[kıpırdayan canlı] ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, affediciydi (3: 159)
sizin gibi ümmetler [önderli topluluklar] olmasın. Biz
Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. [noksan, yetersiz Bütün bu nitelikler, Muhammed’i sorumluluk alabilen (73: 5)
bırakmadık]. Sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. bir insan yapıyordu.
Meryem / 64 :Biz (ayetler) yalnızca
Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzdeki ve ardımızdaki [bütün NEBİ DİN ADINA SADECE VAHYEDİLEN İLE
geçmiş ve gelecek şeyler] ve bunların arasındakiler(şimdiki KONUŞUR VE SORULAN SORULARA O ŞEKİLDE
zamanda ki şeyler) yalnızca O’nundur. Ve senin Rabbin CEVAP VERİR. FAZLA SORU SORULMASIDA
unutmuş değildir. RABBİMİZ TARAFINDAN YASAKLANMIŞTIR.

KURAN ANLAŞILIR, AÇIK, HERŞEYİ Mâide /101 : Ey iman edenler! Size açıklandığı
ANLATAN BİR KİTAP MIDIR? takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.
Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız
CEVAP: En’âm / 114 Allah size Kitap'ı size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır.
(mufasselen) ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken,
Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen
Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap
verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini
cezalandırmaz, mühlet verir.)
biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
Kehf / 27 : Rabbinin kitabından sana vahy olunanı
İsra / 41 - Biz, bu Kur'an'da, akıllarını ilet! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve
başlarına almaları için türlü şekillerde sarf ettik O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.
[açıkladık]. Ve bu [açıklamalar] ancak onların nefretini
artırmıştır. SONUÇ: Nebi Vahy Dışında Din Hakkında
Konuşmamaktadır.???
Ahkâf / 27 Andolsun ki, biz sizin etrafınızda
bulunan bir çok memleketleri helak ettik. Belki dönerler diye Hiç düşündünüz mü Kuran niye bir çok
ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık.
ayetlerinde deki ile başlıyor.
Furkan / 50 Ve ant olsun Biz, öğüt almaları De ki:………………, Onlara de ki………….., sen
için, aralarında sarfettik. [çeşit çeşit şekillerde anlattık], onlara de ki….. ’ diye okuduğumuz bütün ayetler
ama insanların çoğu sadece nankörlükte dayattılar. sorulan soru sonrası nebinin bize ilettiği ayetler sorulan
soruya Allah’ın cevabıdır. Kuranda bir çok ayet
Tâ-Hâ / 113 İşte onu böyle Arapça bir Kur'an pasajları böyle başlamaktadır.
olarak indirdik ve onda tehditleri çeşitli şekillerde açıkladık.
Umulur ki sakınırlar ya da bu onlara bir ibret verir. İnanmayanların sorularına anında de ki ,
müminlerin sorularında ise sorulan soru tekrarlanıp
PEKİ MÜSLÜMANLAR KURAN DIŞI HANGİ sonra deki..
KİTAPLARA UYUYORLAR.
Sana, hilalleri soruyorlar. De ki:…… (Bakara(*)
Saffat / 154 - Size ne oluyor? Nasıl hüküm Sûresinin 189 . Ayetinde)
veriyorsunuz? 155 - Hala düşünmüyor musunuz? 156 - Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De
Yoksa sizin için açık bir güç mü/ kanıt mı var? 157 - O ki:…(Bakara Sûresinin 215 . Ayetinde)
halde, eğer doğru kimseler iseniz getirin kitabınızı.
5
Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki:…… Bütün bu tartışmalar yanlış bir sorudan hareketle
( Bakara(*) Sûresinin 217 . Ayetinde) yapılıyor. Burada sorulması gereken soru; “Hadisler
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki:…( Bakara(*) peygamber döneminde yazıldı mı? ” sorusu değil. Yanlış bir
Sûresinin 219 . Ayetinde) soruya doğru cevap aramak ekseninde yapılan bu
tartışmaların belli bir zaman sonra kısır döngüyle
…….Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki:…
dönüştüğünü görüyoruz.
(Bakara(*) Sûresinin 220 . Ayetinde) (Dikkat edilirse
bakara 219-220. ayetler sahabenin iki soru sorması ile Konuyla ilgili sorulması gereken doğru soru şudur;
sonrası Allah’tan gelen tek seferde gelmiş ayetlerdir.) “Hadislerin yazıya geçirilişi Allah’ın isteğiyle mi olmuştur?
Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. ” İnşallah burada bu sorunun cevabını arayacağız.
De ki: ….( Mâide Sûresinin 4 . Ayetinde)
Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: Önce Kur-an’dan başlayalım: Kur-an, peygambere levhalar,
…….. (A’râf Sûresinin 187 . Ayetinde) tabletler veya yazılı sayfalar halinde verilmedi. Peygamber
Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki:….. aldığı vahyi yazdı/yazdırdı. Bir başka değişle Kur-an’ın
(Enfâl(*) Sûresinin 1 . Ayetinde) yazıya geçirilişi Allah’ın isteğinin bir sonucuydu:
“O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar.
Allah, Kur-an’ın bir kitap haline getirilmesini istemişti:
De ki:..(Yûnus Sûresinin 53 . Ayetinde)
Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: …. ( İsrâ 25: 32 İnkarcılar, “Kur-an, ona neden bir defada indirilmedi,
Sûresinin 85 . Ayetinde ) ” dediler. Biz böylece onu belleğine yerleştirmekte ve onu
Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De belirlenmiş bir dizilişe göre okumaktayız.(tertil)
ki:…..( Kehf Sûresinin 83 . Ayetinde)
Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. 11: Elif. Lam. Ra. (Bu) öyle bir kitaptır ki, Bilge ve her
De ki:….(Tâ-Hâ Sûresinin 105 . Ayetinde) şeyden Haberdar biri tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış ve
İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki:…. sonra da açıklanıp detaylandırılmıştır.
( Ahzâb(*) Sûresinin 63 . Ayetinde)
Birbirlerine neyi soruyorlar?( Nebe’ Sûresinin 1 . Kur-an’ın yazıya geçirilişiyle ilgili olan tarihsel verilere de
bakarsak bu konuda peygamber ve arkadaşlarının titizlik
Ayetinde)
gösterdiklerini görürüz. Bütün bunlar Kur-an’ın kitap haline
Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. getirilmesinin İlahi iradenin yerine getirilmesi amacına
( Nâzi’ât Sûresinin 42 . Ayetinde) yönelik olduğunu gösterir.

KURAN’A GÖRE HADİS

Yusuf / 111: Bu, uydurma bir hadis değildir. Ancak Kur-an, Yazı mı Söz Mü?
kendinden önceki kitapların doğrulayıcısı, her şeyin detaylı
açıklaması, inanan bir toplum için bir rehber ve rahmettir. Her ne kadar Kur-an’ın üslubu sözlü bir üslup da olsa, Kur-
an’da geçen bazı kelimelerin imlaları vahyin görüntülü
Câsiye / 6: Bunlar, Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz olduğunu ve peygamberin telaffuzuna göre değil, Allah’ın
ayetleridir. Öyleyse onlar, Allah'tan ve ayetlerinden sonra istediği şekle göre yazıldığını gösteriyor.
hangi söze(hadise) inanacaklar?
Örneğin, "salat", "zekat", "hayat" kelimeleri "elif" harfi ile
Lokman / 6 - İnsanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah değil, "vav" harfi ile yazılır. 3: 96` da Mekke şehrinin ismi
yolundan saptırmak ve onu eğlence edinmek için lehvel "Bekke" olarak yazılır. 7: 69` daki "bastatan" kelimesi "sad"
hadise müşteri olurlar. (hadis”Arapça olarak”) İşte onlar, ile değil "sin" ile yazılır.
kendileri için aşağılayıcı bir azap olanlardır.

HADİSLERE HADİSLER ÜZERİNDEN BİR BAKIŞ Yine, besmelede geçen “bismi” kelimesiyle 96: 1 ayetinde
geçen “bismi” kelimesi arasında telaffuz açısından bir fark
olmamasına rağmen farklı yazılmaları bu konuda üzerinde
Yunus; 15-16: Ve ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda,
Bize kavuşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur’an getir durulması gereken önemli delillerden biridir.
yahut bunu değiştir.” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden
değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana
vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük Hadislere gelince; Kur-an’da peygamberin sözlerinin
bir günün azabından korkarım.” yazılmasının Allah tarafından istendiğine dair herhangi bir
ayete rastlayamıyoruz. Ayrıca hadislerin kendisi de
Son nebi yaşarken ayette geçen sözleri söyleyenler, nebinin peygamberin ve arkadaşlarının bu sözleri tıpkı Kur-an gibi
vefatından sonra ne yapmışlardır. Şimdi hadislere bakalım.. yazdırmak, düzenlemek, bir araya getirmek, tashihleri
Hadisler konusunda yapılan tartışmalarda yapmak ve onları kitaplaştırmak gibi bir girişimi olduğuna
rastladığımız en popüler sorulardan biri de hadislerin yazıya dair bir delil ortaya koymuyor. Fakat aynı hadis kitapları
geçirilişiyle ilgili olanlar. Hadislerin peygamber döneminde sahabelerin Kur-an’ın yazımıyla ilgili çok kapsamlı
yazıldığını söyleyenler olduğu gibi, buna şiddetle karşı çıkan çalışmalar ortaya koyduğunu haber veriyor. (Buhari,
ve bunun peygamberden 150-200 sene sonra yapılmaya “Menakib”, 4, h. 15; Beyhaki, es-Sunen, 2/4; Buhari, “Fedailu’l-Kur-an,
b. 7, h. 24)
başlandığını savunanlar bu tartışmanın iki ucunu oluşturuyor.
Her iki tarafın da iddialarını destekleyecek “delil”leri var.
Allah bize Kur-an’ın korunmasının garantisini verdiği halde

6
hadislerle ilgili böyle bir garanti vermiyor. HUTBENİN YAZILMASININ NEBİDEN İSTENMESİ

15: 9 Zikri biz indirdik, elbette onu biz koruyacağız. -Ebu Hureyre (r. a)’den rivayet edildiğine göre o şöyle
demiştir: “Mekke fethedildiği zaman Hz. Peygamber (s. a. v)
Durum bu iken, aşağıdaki hadis kitaplarında geçen ve kalktı ve bir hutbe irat buyurdu. Ebu Şah denen Yemenli bir
peygamberden rivayet edilen sözler için, “Bunlar adam ayağa kalkarak “Ya Resulallah! Bana (bu hutbeyi
uydurmadır” demek mümkün mü? yazın)” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s. a. v) “Ebu
Şah için (bu hutbeyi) yazın” buyurdu” ( Buhari, “ilim”, 40;
Peygamberin yazın dediği hutbesinden bir Muslim, “Hacc”, 82; Ebu Davud, “Menasik”, 90, Tirzimi, “ilim”, 12,
örnek(LÜTFEN DİKKATLİ OKUYUN) Ahmed b. Hanbel; VII, 82; İbn Abdilberr, 177-8)

İmam-ı Gazalî’nin de yer verdiği, kırk “kutsî hadis”in 22 -Ebu Hureyre (r. a)’den rivayet edildiğine göre o şöyle
numarada yer alanını dikkatlerinize sunulım. demiştir: “Ensar’dan bir adam Hz. Peygamber (s. a. v)’in
mescidinde oturur, Hz. Peygamber (s. a. v)’den hadis dinler,
“Allah teâla şöyle buyuruyor : (hadis dinlemek) hoşuna gider ama ezberleyemezdi. Hz.
Peygamber (s. a. v)’e bu durumdan yakındı ve şöyle dedi:
“Ya Resulallah! Ben sizden ayetler dinliyorum, hoşuma
Ey insanoğlu! Bir kendine, bir de bütün gidiyor, fakat ezberleyemiyorum. ” Bunun üzerine Hz.
yarattıklarıma bir bak. Eğer kendinden daha Peygamber (s. a. v) “Elinin yardımına müracaat et” buyurdu
üstün birini bulursan, iyiliği ona yap.Yoksa ve eliyle yazıyı işaret etti. ” ( Tirmizi, “ilim”, 12)
tevbe ederek ve sâlih amel işleyerek kendine
iyilik yap. Nefsin kendine göre aziz olunca, -Rafi’ b. Hadic (r. a)’den rivayet edildiğine göre o şöyle
demiştir: “Hz. Peygamber (s. a. v)’e “Ya Resullallah! Biz
günahlarla onu kötüleme ve cehennem sizden çok şey duyuyoruz. Onları yazalım mı? ” diye sorduk,
azabına onu hazırlama. Hz. Peygamber (s. a. v), “Yazın. Bunda bir mahzur yoktur”
buyurdu. (Hatibu’l Bağdadi, “Takyidu’l-ilm, 72-3; Heysemi, I, 151)
Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki
nimetini ve bir de sizinle sözleşme yaptığı -Abdullah b. Amr (r. a)’dan rivayet edildiğine göre kendisi
Hz. Peygamber (s. a. v)’e gelerek, “Ya Resulallah! Ben sizin
mîsâkını hatırlayın. Hani siz, “işittik ve hadisinizi rivayet etmek istiyorum. Bunun için de eğer izin
itaat ettik” demiştiniz.Şu günler gelip verirseniz, onu ezberlemekle birlikte yazı yazma
çatmadan önce Allah’tan korkun: kıyamet yeteneğimden de yardın almak istiyorum” demiş. Hz.
gününden önce, Aldanma gününden önce, Peygamber (s. a. v) de şöyle buyurmuş: “Eğer sözkonusu
azap gününden önce, miktarı ellibin yıl olan olan benim hadisim ise, ezberlemekle birlikte sağ elinden de
bir günden önce, İnsanların yardım iste” ( Darimi, “Mukaddime”, 43)
konuşamayacağı günden önce, ma’zaret Hadislerin yazımına izin veren rivayetler için ayrıca şu
dilemek için insanların izin alamadıkları kaynaklara da bakılabilir:
günden önce, felaket gününden önce,
kıyametin korkunç sesinden önce, çirkin 1. Ebu Davut, “ilim”, 3; Ahmed b. Hanbel, VI, 68, 315,
yüzlü ve çatık suratlı bir günün dehşetinden Darimi, “Mukaddime”, 43
2. el-Hakim, I, 106; el- Heysemi, I, 152: İbn Abdilberr, 122
önce, hiç kimsenin hiçbir kimseye bir şeyle 3. İbn Şahin, “en-Nasih ve’l Mensuh”, 274; İbn Abdilberr,
sahip olamadığı ve işlerin ancak Allah’a ait “Camiu Beyani’l İlm, 120
olduğu günden önce, kasıp kavurucu günden 4. Ahmed b. Hanbel, VI, 203-4, el-Heysemi, VI, 219
önce, zelzele gününden önce, yine dağların 5. Buhari, “ilim”, 39; Müslim, “Vesaya”, 20
düşüşü dehşetinden, ibret örneği uzun bir 6. Ebu Davud, “Zekat”, 4; Tirmizi, “Zekat”, 4; el-Hakim, I,
azaptan, azabın çabuklaştırılmasından ve 392
dehşetinden çocukların ihtiyarlayacağı bir Yukarıdaki hadisler için “elbette hadis uyduranlar,
günün vuku bulmasından dolayı Allah’tan uydurdukları hadisleri korumak için başka hadisler de
korkun. İşittik deyip de söz kabul etmeyen uydurmuşlardır” demek işin kolayına kaçmaktır. Bütün bu
kimseler gibi olmayın.” rivayetlerin doğru olduğunu ispatlamak tabi ki mümkün
değil. Aralarında uydurma olanlar vardır. Ama, tüm bu
“Hadis-i kutsî” denilen bu metin, bazı Kur’an ayetlerinin rivayetler insanların peygamberin sözlerine karşı bir ilgi
parça parça edilmesi ve bu parçalardan bazılarının tekrar bir duyduklarını, bunları önemsediklerini ve ezberleyip yazıya
araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu metnin geçirme isteği duyduklarını ortaya koymuyor mu?
oluşturulduğu ayetler aşağıda olup, bu ayetlere Kur’an’dan
bakıldığı takdirde, “hadis-i kutsî” metninin, ayetlerin Peygamber döneminde Kur-an dışında hiçbir yazılı bilgi
parçalanmasından oluştuğu kolayca görülecektir: Maide; 7, olmadığını söylemek ne ölçüde mümkün?
Mümin; 3, 18, Teğâbün; 9, Mearic; 4, Mürselât; 35-38, Naziat; 34,
Abese; 33, Kaf; 42, İnsan; 10, İnfitar; 13-19, Şems; 14, Tur; 10, 1. Said b. Cubeyr: “Abdullah b. Abbas’ın yanında yazı
Secde; 21, Müzzemmil; 17-18, Enfal; 21, Hakka suresi ve Zilzal tahtalarında (elvah) yer kalmayıncaya kadar yazar; daha
suresi.
sonra nalınlarımın üzerine yazmaya devam ederdim. ”
Demektedir. (İbn Hanbel, “Ilel” I, 50)

7
2. Sahabiye Selma, Abdullah b. Abbas’ın Peygamberin bazı
fiillerini levhalar üzerine eşi Ebu Rafi’den yazdırdığını 2: 14 İnananlarla karşılaştıkları vakit, "İnanıyoruz, " derler;
bildirmektedir. (İbn Sa’d, II, 371) fakat şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında, "Sizinle beraberiz.
Biz sadece alay etmekteyiz, " derler.
3. Mucahid b. Sa’id, Şa’bi’nin sadakat ve feraize dair üç
tomar yazı malzemesini birine imla ettirdiğini gördüğünü Gösteriş meraklıları da vardı aralarında.
bildirmektedir. (İbn Hanbel, “Ilel”, I, 340)
4: 38 Bunlar, mallarını gösteriş için halka verir. Allah`a ve
4. Ya’kup b. Ata babası Ata b. Ebi Rabah’ın sahifesini ahiret gününe inanmazlar. Kimin arkadaşı şeytan olmuşsa
“Babam buradakilerin hepsini sahabeden işitmiştir. ” çok kötü bir arkadaşa sahip olmuştur.
sözleriyle gösteriyordu. (İbn Ebi Hatim, Takdime, s. 39)
Peygamber Düşmanları
5. Ebu Hureyre’nin yanında onun hatırlayamadığı bir hadis
nakletmiş olan tabiinin “Bunu senden işittim demesi üzerine, Allah, Kur-an ve Muhammed düşmanları iki farklı taktik
Ebu Hureyre “Öyleyse o hadis benim yanımda yazılı olmalı. izlemeye başladılar. Birinci grup bu düşmanlığı açıktan
” cevabını vermişti. Tabii devamla “Beni evine götürdü ve yaparken, ikinci grup bütün bu amaçlarına suret-i haktan
Peygamberi’in hadislerinin yazılmış olduğu birçok hadis gözükerek ve peygamberi buna alet ederek ulaşma yolunu
defterini gösterdi. İhtilaf edilen hadisi orada bulduk. ” seçtiler. Bunu yaparken komik ihtilaflar da sergilediler.
demektedir. (İbn Abdilberr, Cami’u beyani’l-ilim, I, 74)
Tehlike Farkediliyor
NEBİ’İN TEBLİĞE KARŞI DAVRANIŞLAR
Tehlikenin farkına varan Peygamber, Ebu Bekir, Ömer;
3: 159 Allah`ın sana bir bağışı olarak onlara yumuşak Osman, Ali ve önde gelen diğer insanlar bu konuda tedbirler
davrandın. Kaba ve katı yürekli olsaydın çevrenden dağılır almaya başladılar ve hadisçiliğe karşı önlemlere başvurdular.
giderlerdi…

Onu dinleyen insanlar toplumun değişik kesimlerine İlk önceleri masumane bir şekilde yazılan ve rivayet edilen
mensuptu ve her birinin söylenenleri algılayış seviyeleri hadis notları bu kez toplatılmaya, yakılmaya, rivayetçilik
farklıydı mutlaka. Onun sözlerinden, tebliğinden ve yasaklanmaya başlandı. Bu işten belli bir rant sağlayan
sohbetinden etkilenen bu insanların Muhammed’in sözlerini rivayet tüccarlarıyla mücadeleye girişildi.
diğer insanlarla paylaşmaları, bu sözleri rivayet etmeleri,
hatta yazı bilenlerin peygamberin konuşmalarından notlar Hadis rivayet edenlerden bir kısmı gönüllü olarak, bir kısmı
almaları çok normal ve masum bir davranıştı ilk başta. cezalandırılarak bu işten el çektirilmeye çalışıldı.

Peygamberin buna karşı çıkması tam anlamıyla mümkün •Dini bozmak ve dejenere etmek
olmadığı gibi böyle bir uygulamaya gitmek için bir sebep de •Siyasi ayrılıklardan dolayı uydurmalar
yoktu… hatta bu sözleri yazmak için izin isteyenlere gaybi •Dini eksik zannedip, kendince dini kurtaranların
bilmediğinden (6: 50) ses çıkarmıyordu da olabilirdi. uydurmaları
Baskının, işkencenin, açlığın ve zorluğun her türlüsünü •Dini sevdirmek için uydurmalar
görmüş ilk dönem muvahhidlerinin hiç birisi peygamberin •Mezheplerini, fikirlerini doğru çıkarmak için uyduranlar
sözlerini suiistimal edecek insanlar değildi. •Zorlama altında uyduranlar
•Maddi çıkar sağlamak için uyduranlar
İslam dini hızla yayıldı ve bir güç haline geldi. Bu dönem •Manevi çıkar sağlamak için uyduranlar
insanların kitleler halinde “müslüman” oldukları bir •Gelenek görenekleri dinselleştirmek için uydurmalar
dönemdi. Her çeşit insan islam’ı kabul ettiğini ilan etmeye •Diğer dinlerdeki uydurmaların dinimize taşınmasıyla oluşan
başlamıştı. uydurmalar

Bir ümmi’nin (Tevrat ve İncil’i bilmeyen) birkaç kişi ile Alınan Önlemler
başlattığı davet kısa sürede devlet kuracak duruma gelince
şeytan tüm hünerlerini göstermeye başladı. Peygamberin ve arkadaşlarının zaman içinde kurumsallaşan
ve bir sektör haline gelip insanların Kur-an’ın dışında dini
38: 82 (Şeytan) dedi ki, “Büyüklüğüne andolsun, tümünü kaynaklar oluşturmaya başladıkları bu dönemde verdikleri
azdıracağım. ” mücadeleye dair bazı tarihsel verileri kronolojik başlıklar
38: 83 “Ancak onlardan kendilerini sadece sana adayan halinde kısacı değerlendirelim:
kulların hariç. ”
1. Peygamberin aldığı önlemler
Gerisin Geri Dönenler
Peygamberimiz’in hadis yazımına izin vermediğini, kendi
İnananlar arasından şeytana uyup Allah’ın cennetini, sözlerinin yazımını yasakladığını hadisçiler bile kabul
dünyalık çıkarları için terk eden ve geriye dönenler oldu. etmektedir. En doğru kabul edilen iki hadis kitabından biri
olan Müslim’de ve Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni
47: 25 Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra geriye Hanbel’in Müsned’inde şu hadisi rivayet ederek
dönenleri şeytan ayartmıştır ve onlara ümit vermiştir. Peygamber’in kendi sözlerinin yazımını yasakladığını kabul
ederler.
Bazıları zaten baştan beri yalan söylüyordu ve inanmıyordu.

8
“Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden
Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Hz. Ömer şöyle der. “Ancak sizden önceki kavimleri
Müslim Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33) hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlardı ve Allah’ın
Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabi’nı
Darimi’deki hadis ise şöyledir: “Sahabe Allah’ın asla başka bir şeyle değiştirmem” başka bir rivayette “Ben
elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara yemin ederim ki, Allah’ın Kitab’nı hiçbir şeyle gölgelemem.
izin verilmedi.”(Darimi, es-Sünen) El Hatib’teki hadis ”[El Hatip, Takyıdull İlm Sayfa 50; İbn Sad, Tabakat, 3/206]
şöyledir: “Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi
ve yazdığınız şey nedir? dedi. Senden işittiğimiz hadisler 4. Osman’ın aldığı önlemler
(sözler) dedik. Hz. Peygamber Allah’ın kitabından başka
kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi
kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.” Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına
(El Hatib, Takyid, sayfa 33) göndermekle tehdit etmiştir. [Tahzırul Havas 10b. ]

Tirmizi’den de bunu öğrenebiliriz: “Allah elçisinden 5. Ali’nin aldığı önlemler


sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi,
es-Sünen, K. İlm, sayfa 11)
Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler
bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve
“Sizden önceki insanlar, Rabb’lerinin Kitabını terk ederek
Biz hadis hazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve alimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır”
“Yazdıklarınız nedir? ” dedi. “Senden işittiğimiz hadislerdir” demiştir. [İbn Abdilberr, 108]
dedik. Hz. Peygamber: “Allah’ın kitabından başka kitap mı
istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında 6. Ayşe annemizin mücadelesi
başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar. ”[El, Takyid 33)
•İbn Abbas’ın Allah’ın görülmesi hakkındaki rivayetine karşı
Zeyd b. Sabit’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. çıkması. (Zerkeşi, IV Fasıl, 6. hadis)
Peygamber bize hadislerinden herhangi bir şeyi •İbn. Ömer’ın “ailesinin ağlamasıyla ölünün azap
yazmamamızı buyurdu. [İbn Abdilberr, 108] çekeceğini” rivayetine karşı çıkması. (Zerkeşi, II. Fazıl, Hz.
Ömer, 1. hadis)
İbn Abbas’dan rivayet edildiğine göre o, Kur’an ve •Ebu Hureyre’nin “Uğursuzluk üç şeydedir” rivayetine karşı
mektuplar dışında bir şey yazılmasını hoş karşılamazdı çıkması. (Zerkeşi, VII Fasıl, Ebu Hureyre, 2. hadis)
[Züheyr b. Harb, 90] •İbn Ömer’ın ölülerin işiteceğine dair rivayete karşı çıkması
(Zerkeşi, V. Fasın, İbn Ömer, 10. hadis)
2. Ebu Bekir’in aldığı önlemler
7. Hadis rivayet eden sahabelerin bundan vazgeçmeleri
Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları
toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ”
rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında
Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. olanları bıraktı” cevabını verdi. [Buhari, K. Fezailul Kur-an 16;
Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31; Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmızı K.
olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin Fiten 43]
ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”
[Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3] İbn Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su
isteyerek sayfaları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu
Hz. Ebu Bekir vefat ettiği gece bir hayli huzursuz olmuş ve söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve
uyuyamamış, bunun sebebini soran kızı Hz. Aişe’ye o da beni bundan haberdar etmezse Allah’a yemin ederim ki,
sebebinin hadisler olduğunu söylemiş, sabah olunca da evde Hindistan’da dahi olsa onu arar bulur ve yok ederim. [Ebu
mevcut olan bütün yazılı hadisleri getirtip yaktırmış. [Zehebi, Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, s. 27]
I, 5]

3. Ömer’ın aldığı önlemler 8. Oluşturulan notların yakılması/imha edilmesine dair

Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere mektuplar yazarak Ebu Musa el Eşari’nin bir taraftarı, teşvik üzerine hocasının
ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini hadislerini yazmış; ancak o bunu öğrenince hepsini imha
istedi. [İbn Abdilberr, 108] ettirmiş. [İbn Sad, IV, 112]

Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan Ubeyde b. Kays, kitaplarının yakılmasına veya başka türlü
beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. imha edilmesine, vasiyetinde yer vermişti. [İbn Hanble, Ilel, I.
Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap 104]
Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişnası’dır bunlar.
[İbn Sad/Tabakat 5/140] Ömer, Şam’a geldiğinde Zeyd b. Sabit’in diyete dair
sahifesini sorup getirtti ve onu parçaladı. [İbn Hanbel, Ilel, I,
Hz. Ömer Irak’a yolcuğa giden arkadaşlarına şöyle demişti: 206]
“Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi
Kur-an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını MÜTEVATİR HADİS
saptırmayınız. [Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63]
9
Tüm hadislerin sıhhatini görmemiz açısından en izniyle ona dilediğini vahyettirmesi müstesna, çünkü o çok
mütevatir hadise bakmamız gerekir. Resulullah’ın en fazla yüksek, çok hakîmdir.
kişiye hitap ettiği konuşması veda hutbesidir. Kâbe’deki bu
hutbe esnasında en az yüz bin kişinin hazır bulunduğu NOT: Kuran Okuma ile Kurandaki ayetler bize vahy
nakledilmektedir.[ Buhari, kitabü’l hac, c.4, hadis edilmiş olmaktadır.
no:216]Ve Resulullah, hutbesini bitirirken son bir cümle
kurar. Üç kez: “Şahit ol ya Rab!” dedikten sonra.Orada “Vahiy” kelimesinin Kur’ân’da sözcük anlamıyla
bulunanlar diğer sözleri unutsalar bile bunu unutmaları kullanıldığı âyetler “Allah ile ilgili olan” ve “Allah ile ilgili
mümkün değildir. Ne hikmetse bu en mütevatir hadis bile üç olmayan” olmak üzere iki grupta toplanabilir.
farklı kanaldan ve tamamen zıt versiyonlarla nakledilmiştir.
Şöyle ki:
****Allah ile ilgili olarak kullanıldığı âyetlerde “vahy”
sözcüğü şu değişik anlamlara gelmektedir:
1- Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyarsanız asla
sapıtmazsınız. ALLAH’ın kitabı ve sünnetim.[ Muvatta,
kader, c.3/899] “Emir ve bir iş yaptırma”:
2- Size uyduğunuz takdirde benden sonra sapmayacağınız iki
şey bırakıyorum. ALLAH’ın kitabı ve neslim (ehlibeyt) Ve her göğün işini kendisine vahyetti. Fusılet; 12.
[ Tırmızi, menakib 77; Hanbel, müsned, 4/366] İşte o gün yerküre tüm haberlerini; Rabbin kendisine
3-Müminler! Size bir emanet bırakıyorum ki ona sımsıkı vahyettiklerini bir bir söyler. Zilzal; 4 – 5.
sarıldıkça yolunuzu asla şaşırmazsınız. O emanet ALLAH’ın Ve Rabbin bal arısına dağlarda, ağaçlarda ve kovanlarda
kitabı Kuran’dır. [ Buhari, kitabü’l hac, c.4, hadis no:216; evler [yuvalar] edinmesini vahyetti. Nahl; 68.
Müslim, 15/19 no:1218] Ve Rabbin meleklere vahyediyordu [emrediyordu]; “Ben
sizinle birlikteyim, inananları destekleyin. Enfal; 12.
Sonuç
“Rasul ve Kitap aracılığıyla Ayetlerin okunması ile ”: Ve
Hadisler dinin değil, tarihin kaynağı durumundadır. Tarih hani havarilere: “Bana ve elçime inanın” diye vahyetmiştim
değerlendirilirken eldeki tarihi veriler bir bütün olarak ele de onlar, “inandık ve bizim gerçekten teslim olduğumuza
alınır ve mesele analiz edilmeye çalışılır. Hadislerin yazımı tanık ol” demişlerdi. Mâide; 111. (Bizlerde Kuran
konusundaki çeşitli verileri değerlendirmeye çalıştığımız bu ayetlerinden Allah’a ve Rasulüne İtaat edin emrini almadık
bölümde vardığımız sonucu maddeler halinde özetleyelim. mı? Âl-i İmrân / 32: De ki: Allaha ve Peygambere ıtaat
edin; eğer aksine giderlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri
1. Allah Kur-an’ın yazılı bir metin haline getirilmesini sevmez)
istemiştir.
2. Hadislerin yazımı Allah’ın ve Peygamberin iradesi dışında Mûsâ’nın anasına: “Onu emzir. Eğer onun için korkarsan onu
gelişmiştir akıntıya bırakıver, korkma ve üzülme. Çünkü biz onu sana
3. Kişisel notlar ve zararsız rivayetler zamanla döndüreceğiz ve kendisini peygamberlerden biri yapacağız”
kurumsallaşmış; gerek peygamber gerek arkadaşları diye vahyetik . Kasas; 7. (Geleceğe yönelik bir bilgi yalnızca
insanların kişisel görüş, tavır ve menfaatlerini Allah katındandır.İlham veya rüya ile Hz. Musa’nın annesi
meşrulaştırmanın aracı haline getirilmeye başlanmıştır. oğlunun peygamber olacağını bilemez. )
4. Peygamber ve Kur-an’ın mesajını iyi kavramış olan
muvahhidler bu tehlikeli gidişe engellemek için gerekli
*** Allah ile ilgili olmadan kullanıldığı âyetlerde de “vahy”
önlemleri almaya çalışmışlardır.
sözcüğü yine değişik anlamlar ifade eder:
------------------------------------------
“İma etmek, işaret etmek”: O [Zekeriyya] , bunun üzerine
Bölüm 3 mihraptan kavminin [halkının] karşısına çıkıp sabah akşam
KAVRAMLAR Rabblerini tesbîh etmelerini vahyetti [işaret etti] . Meryem;
11.
VAHY: Sözlük anlamı olarak “‫ وحثثثى‬- vahy”
sözcüğünün “vaz’ı [ilk konuş, türetiliş]” anlamı “gizlice “Fısıldama, gizli konuşma”: Böylece Biz her
bilgilendirmek” demektir. Zamanla bu anlam çerçevesine peygamber için ins ve cin şeytânlarını [her kötü kişiyi]
uygun olarak “Gizli konuşma, işaret etme, emretme, ilham düşman yaptık. Onlar aldatmak için birbirlerine süslü ve
etme, ima etme, fısıldama, mektup yazma, elçi gönderme” yaldızlı sözler vahyederler [fısıldarlar] . En’âm; 112.
anlamlarında da kullanılır olmuştur.
“Teşvik etme, telkin etme, söyleme”: Ve gerçekten
Vahy’in terim anlamı ise “Yüce Allah’ın vasıtasız şeytânlar dostlarına sizinle mücadele etmeleri için
olarak veya değişik vasıtalarla emirlerini, hükümlerini gizlice vahyederler [telkinde bulunurlar] . En’âm; 121.
ve süratlice peygamberlerine bildirmesi” demektir. Vahiy
sözcüğü “‫ القاء‬- ilka” sözcüğü ile anlamdaş olarak kullanılır. “Vahy” sözcüğü terim anlamıyla Kur’ân’da 68 yerde
(Bakara 37, Neml 6 ve Mümin 15′e bakılabilir.) geçmekte olup bu âyetlerin hepsinde de sadece Allah’a
özgülenmiştir. Bunun anlamı, terim anlamındaki vahyin
Şûrâ / 51: Bununla beraber hiç bir beşer için kabil değildir sadece Allah’ın işi olduğu, ne melek, ne peygamber ve ne de
ki Allah ona başka suretle kelâm söylesin, ancak vahyile herhangi bir insanın bu anlamda vahyetmesinin mümkün
veya bir hicab arkasından ve yâhud bir Resul gönderip de olmadığıdır.

10
MELEK-CİN-RUH KAVRAMLARI çetin olandır. (( ‫)تتت ت‬: korku, yönetim hakkı için
çekinmek) kelimesi Rûm 28 ayetteki kullanımına bakınız. )
“MELEK” KAVRAMI :
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda sözlük
Arap dilbilim uzmanları, “‫ ملك‬- melek” sözcüğünün kökeni anlamı olarak “Kuvvet, yönetim gücü, elçi, haber verici”
ile ilgili olarak iki farklı tespitte bulunmuşlardır demek olan “melek” sözcüğü, terim olarak da Allah’ın bütün
emirlerine uyan, O’na hiç isyan etmeyen yaratılmışları ifade
Birinci görüşe göre; “melâike” ve bunun tekili olan etmektedir. Kur’ân’dan öğrendiğimize göre, diri ve akıllı
“melek” sözcükleri, “elçi göndermek” anlamına gelen “ ‫ؤلوك‬ olan, her şekle girebilen, sürekli Allah’ı zikir ve tesbîh eden
- ulûk” kökünden türemiştir. Aslı “‫ مألثثك‬- me’lek” olan meleklerde cinsiyet, şehvet, yeme-içme ihtiyacı, insanlardaki
sözcük, ism-i zaman, ism-i mekân ve mastardır. Dolayısıyla kötülük işleme yeteneği gibi özellikler yoktur. Tüm dinlerde
başındaki “‫ م‬- mim” ektir. Sonraları “‫ ء‬- hemze” ile “‫ ل‬- lâm” var olan “melek” kavramı, bu tanımlamaya uygun olarak
harfleri yer değiştirmiş ve sözcük “‫ ملئك‬- mel’ek” hâline zihinlerde masum [günahsız], kanatlı güzel bir çocuk
getirilmiştir. Sözcük, “Allah’tan elçi” anlamında isim olarak görünümüyle tasavvur edilmiştir. Bu tasavvur, genel anlamda
kullanılmaya başlanınca da hemze terk veya tahfif yoluyla “melek” kavramının ifade etmekten uzaktır. Buna rağmen bu
kaldırılmış ve “melek” şeklini almıştır. tasavvur literatüre genel anlamda “melek” sözcüğünün
karşılığı olarak girmiş ve sonuçta her “melek” sözcüğü bu
İkinci görüşe göre; “kuvvet, yönetim gücü” tasavvura göre anlaşılmış ve dinimizde birçok yanlış inanış
anlamındaki “‫ ملك‬- melk” kökünden türemiş olan sözcüğün ve kabullere yol açmıştır. İşte bu sebeple, “melek”
başındaki “‫ م‬- mim” ek olmayıp sözcüğün aslındandır. sözcüğünün Kur’ân’daki kullanım şekillerini tahlil etmek
“Mülk, milk, malik ve melik” sözcükleri de bu kökten gerekmektedir.
türemişler ve anlamlarını da bu kökten almışlardır.
“Cinn” kavramında aşağıda da inceleyeceğimiz
Mülk: güç, anlama uygun olarak; “kapalı, yani beş duyu ile algılanması
mümkün olmayan ama yararlı olan cisim, güç ve enerji” diye
tanımlayabileceğimiz “melek”lerin hangi şeyden yaratıldığı
Melik: güç sahibi (özne),
Kur’ân’da konu edilmemiştir. Yalnızca İblisin Meleklerden
olup Cin yapısında “nar(ateş)” den yaratıldığı
Meleke: güç fiili (yüklem), bildirilmektedir.(A’râf 12) Fakat Kütüb-ü Sitte’den Sahih-i
Müslim ve Müsned-i Ahmed b. Hanbel’de yer alan bir
Melek: fiilin mef’ulu (yüklemin nesnesi), rivâyet, meleklerin “nur”dan yani ışından/enerjiden
yaratıldığını iddia etmektedir. Kur’ân’da verilmeyen bir bilgi
Melekut da fiil/yüklem alanı veya sahası oluyor. peygamberimize isnat edilmektedir.

Kuranda ise sözcük her iki kökten de türemiş ve Kur’ân’da iki âyette tesniye [ikil] olarak; on iki
türediği kökün anlamına göre farklı manalarda kullanılmıştır. âyette tekil olarak; geçtiği diğer âyetlerde de çoğul olarak
Yani “melâike” sözcüğü bazen birinci görüşteki anlamda, “melâike” şeklinde kullanılan sözcük, tek bir varlığı ifade
bazen de ikinci görüşteki anlamda kullanılmıştır. Sözcüğün etmeyip değişik varlıklar için kullanılmıştır. Açıkça
Kur’ân’da hangi anlamda kullanıldığı ise yer aldığı pasajın belirtilmek sûretiyle “Arş’ı taşıyan melekler”, “Arş’ın
söz akışından ayırt edilmektedir. çevresinde bulunan melekler”, “âhiretteki cennet ve
cehennem melekleri” Kur’ân’da bu sözcük ile ifade
Yani “el-melik”, “melekelerini” kullanarak edildikleri gibi, değişik zihinsel ve doğal güçler için de bu
“melaikeyi” ortaya çıkarıyor, bunların tezahür ettiği sahaya sözcük kullanılmıştır. Yani akıl, hafıza, refleks, vicdan,
(alem) de “melekut” diyor. Bunu için de “mülk” O’nun dikkat, algılama, merak, tercih, korku, ümit, zekâ gibi
oluyor. Bütün bunların yönetiminde Allah var ve hepsi zihinsel fonksiyonlar ile doğadaki iradesiz canlılardan
O’nunla ilgili… rüzgâr, yağmur, ısı gibi güçler de Kur’ân’da bu sözcük
kapsamında ifade edilmiştir.
Kur’an melek diye güç sahibi olmayı kastediyor.
Allah’ın melekleri, Allah’ın güçleri demektir. Rüzgar, fırtına, Meleklerin nüzulünü [hulûlünü] konu alan aşağıdaki
gök gürültüsü, yağmur gibi tabiatta varolan kuvvetler… âyetlerden bazılarında “melek” sözcüğü “elçiler [haberciler]”
Tabiatta varolan bir takım işlevsel fonksiyonlar… Hatta anlamında, diğer bazılarında da “yönetim güçleri” anlamında
insanın bir takım ruhi ve psikolojik durumları… kullanılmıştır.
Peygamberimizin “Gök gürültüsü (ra’d) meleklerden bir
melektir” (Tirmizi; Tefsir 13, Kurtubi; 2/19 tefsiri) demesi “Melek” sözcüğünün zihinsel ve doğal güçler için
bunu gösterir. kullanıldığı âyetlerden örnekler:

Ra’d / 13: Gök gürültüsü, O'nun övgüsüyle birlikte, • Hafıza [bellek] için kullanıldığı âyetler: Zühruf 80,
melekler de O'nun korkusundan(‫()خيفثثت‬yönetim gücünden İnfitar 11, Târık 4, Kaf 17, 18, Kehf 49, Câsiye 28,
(hakkından) çekinmek) dolayı O'nu tesbih (kendilerine 29, İsrâ 13, 14.
biçilen görevi uygularlar) ederler. Ve O, yıldırımlar gönderir • Dikkat [koruyucu melek] için kullanıldığı âyetler:
de onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında İnfitar 10, Kaf 17, 18, Ra’d 11, En’âm 61.
mücâdele edip duruyorlar. Oysa O [Allah], çarpması pek • Maneviyat, itidal, cesaret ve romatizmal ağrılar için
kullanıldığı âyetler: Âl-i İmran 123–127, Enfâl 9-
12, 50, Tevbe; 25, 26, Ahzâb; 9, 26, 56.
11
• Doğal afetlere yol açan rüzgâr, kasırga vb. için Nahl 89, 102, Neml 2, En’âm 48, 92, A’râf 2, Sebe; 28, Fatır
kullanıldığı âyetler: Kamer 34, A’râf 84, Hûd 82, 24, İsra 105, Ahzab 45, Feth 8, Nisa 165, Kehf 56)
Hicr 8, 73, 74, Şu’arâ 173, Bakara 210.
• Yük taşıyan hayvanlar [sığır, katır, eşek …] için Dolayısıyla “melek” sözcüğünün, “elçiler
kullanıldığı âyet: Bakara 248. [haberciler]” anlamında kullanıldığı âyetlerde bu sözcükle
kastedilenler “Kur’ân Âyetleri”dir. Talâk sûresinin 10 ve
“ ‫ ملثثثك‬- Melek” sözcüğünün “elçiler [haberciler]” 11. âyetlerine göre zaten Kur’ân’ın bir adı da “rasül
anlamında kullanıldığı âyetler: [elçi]”dür. Bu elçi [haberci], toplumun canı demek olan
güvenilir ve kutsal bilgiler içermektedir.
Kullarından dilediğine melekleri, emrinden [kendine özgü iş]
olan ruh ile “Gerçek şu ki: Benden başka ilâh yok, o hâlde
benden sakının” diye uyarmaları için indirir/ hulûl ettirir.
Nahl; 2. BOZULMUŞ MELEK KAVRAMI

Şu bir gerçek ki, “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra hiç Kur’an der ki: “Rabbiniz gökleri ve yeri altı evrede
şaşmadan yol alanlar üzerine, melekler iner durur [hulûl yaratan, sonra görkemli egemenliği ile iş ve oluşu çekip
eder durur] ; “Korkmayın, üzülmeyin. Size vaat edilen çeviren Allah’tır. Bu yaratma (işleri düzenleme) İKİNCİSİ
cennetle sevinin. Biz size, dünya hayatında da âhirette de OLMADAN (‫ع‬ ٍ ‫شِفي‬
َ ) yalnızca kendisinin iradesi iledir. İşte
[yol gösteren, yardım eden] Yakınlarız. Orada sizin için Rabbiniz Allah budur. Şu halde O’na ibadet ediniz. Hâlâ
nefislerinizin arzuladığı şey var. Orada sizin için istediğiniz düşünüp ibret almayacak mısınız?(Bu zihin tutulması
şey var. Gafur ve Rahîm Allah’tan bir ikram olarak…” neden)?” (Yunus; 10/3)
Fussılet; 30 32.
Yani: Allah gökleri ve yeri, O’nunla birlikte/O’na
Hani sen inananlara, “Rabbinizin indirilen/ hulûl ettirilen üç yardım eden ikinci bir aracı (şefi’) olmaksızın, tek başına
bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. Âl-i yaratmıştır… Ayetteki şefi’ bu bağlamda “ikinci” anlamına
Imran; 124. geliyor. Çünkü ahirette günahkârlara şefaatçi bulunup
bulunmayacağı değil; göklerin ve yerin yaratılışı
“Melek” sözcüğünün “yönetim güçleri” anlamında anlatılmaktadır. “Allah bu yaratmayı yaparken (halen de
kullanıldığı âyetler: yaratıyorken çünkü yaratma sürüyor) yanında ikinciler veya
yardımcılar, aracı tanrılar, yarı tanrılar, tanrısal melekler vs.
Biz melekleri ancak gerçekle indiririz ve o zaman, asla göz var mıydı?” gibi bir soruya cevap verilmektedir.
bile açamazlar. Hicr; 8.
Çünkü eski dünya dinleri(Atalar dininde) bir yüce
Hani elçiler onlara önlerinden, arkalarından gelerek şöyle tanrıdan başka ikinci, üçüncü alt tanrılar, yarı tanrılar, cinler,
demişlerdi: “Allah’tan başkasına ibâdet/kulluk etmeyin!” ifritler, tanrının yaratmada yardımcısı melekler anlayışı ile
Şöyle cevap vermişlerdi: “Eğer Rabbimiz isteseydi, doluydu. Tanrı yaratmayı direk kendisi yapmaz, onlara
kesinlikle melekler indirirdi. Bu yüzden biz kendisiyle havale ederdi. Bir kralın ülkesini oğulları arasında taksim
gönderilmiş olduğunuz şeyleri inkâr ediyoruz.” Fussılet; 14. etmesi ve bir çok yetkisini onlara devretmesi gibi Yahudi
muhayyilesindeki “dört büyük melek” anlayışı da buradan
Ve: “Ona bir melek indirilseydi ya!” dediler. Eğer böyle bir geliyordu. Daha önceki dinlerde yüzlerceyken bozulmuş
melek indirmiş olsaydık iş mutlaka bitirilmiş olurdu. Sonra İslam da dörde indirilmişti. Kur’an’ın gereği bu, bir tek
da kendilerine göz bile açtırılmazdı. En’âm; 8. Allah’ın doksandokuz, bin, üç bin, beş bin, binlerce ismi,
niteliği, melekesi, fonksiyonu, kuvveti haline getirildi. Çünkü
Allah birdir (ehad) ve isimleri, sıfatları ve melekeleri ile
Görüldüğü gibi, örnek olarak verilen âyetlerin hepsi bölünmez bir bütündür (samed)…
de meleklerin nüzulü [hulûlü] ile ilgili âyetlerdir. Bu
âyetlerde “melek” sözcüğü ile hep aynı şey kastedilmemiş
olmasına rağmen, hangi âyette ne kastedildiği kolayca Yani Allah bir tanedir ve ilahlık sadece O’nda
anlaşılmaktadır. toplanmış olup O’ndan kimseye geçmez. Yaratmada, iş ve
oluşta kimseyi vekil tayin etmez, bütün her şeyi doğrudan
kendisi yapar. Örneğin Yahudi muhayyilesinde geçtiği gibi
Bu noktada çok önemli bir hususa daha dikkat bitkileri ve mevsim işlerini Mikail’e, ölüm işlerini Azrail’e,
edilmelidir. Bu önemli husus, “elçiler [haberciler]” vahiy işlerini Cebrail’e, kıyametin kopuşunu İsrafil’e havale
anlamındaki meleklerin ne iş yaptıklarıdır. Yukarıdaki örnek etmiş değildir. O’nun “şefi”i yoktur. Bütün bunları direk
âyetlere bakıldığında elçi meleklerin inzar [uyarı] ve tebşir kendisi yapar…
[müjdeleme] görevi yaptıkları görülmektedir. Hâlbuki
meleklerin inzar ve tebşir görevi yapmaları mümkün değildir.
Çünkü Kur’ân bu görevlerin ya peygamberler ya da Bu isimler (Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil vb.)
vahyedilmiş kitaplar tarafından yapıldığını belirtmektedir. Allah’ın iş ve oluşu (şe’n/emr) meydana getiriyorken ki
Uyarı ve müjdeleme ile ilgili olan âyetlerin tümünden melekeleridir. O’ndan gayrı birer ikinci (şefi’) değil. İnsanlar
anlaşılan mesaj da uyarı ve müjdeleme görevinin zamanla Allah’ın yapıp edişini, edip eyleyişini (melekelerini)
peygamberler ve vahyedilen kitaplar dışında herhangi bir bu isimlerle ifadelendirmişler.
varlık tarafından yapılmadığıdır. (Mümin 15, İbrahîm 52,
Ahkâf 12, Furkan 1, Fussılet 3, 4, 14, Bakara 97, 119, 213, Cebr-El: Tanrı’nın zorlayıcı(CEBR) gücü…

12
Azra-El: Tanrı’nın durduruşu/engelleyişi… vurdumduymaz tanrısı o “Gökteki”ne (Mülk; 67/16-17)
değil…
Mika-El: Tanrı’nın övülüşü, tesbihi… (Muhammed :
övülmüş olan demektir.) MELEKLER VE İNSAN’IN YARATILIŞI

İsraf-El: Tanrı’nın soluğu, nefesi… İnsan topraktan-sudan [maddeden] yaratılmıştır:

Samu-El: Tanrı’nın işitişi/Tanrı’yı duyan… And olsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir
balçıktan yarattık. Ve cann’ı da daha önce nüfuz eden
İsra-El: Tanrı’nın yürüyüşü/Tanrı ile yürüyen… kavurucu ateşten yaratmıştık. Hani Rabbin meleklere, “Ben,
kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer
Rafe-El: Tanrı’nın yüceliği/Tanrı’ya yükselen… Bunların yaratıcıyım” demişti. “Ona bir biçim verdiğimde ve
hepsi İbranice… Böyle yüzlerce isim var. Yahudi isimleri ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde edin.” (Hicr/26-
genellikle böyledir. 29)

Adı üzerinde Cebrail Allah’ın cebr gücünü Bu konu için ayrıca Sâd/71, Sâffat/11, Müminûn/12-14,
(VERDİĞİ EMRİN MUTLAK UYGULANMASI GÜCÜ ki Enbiyâ/30, Furkân/54, Mürselât/20, Nûr/45, Hacc/5,
buda vahy ile olmaktadır.İnsanlarda bu zorlayıcı güce uymak Mümin/67, Kehf/37, Kıyâmet/36-38 aytlerine bakılabilir.
mecburiyetindedir.), Mikail mevsimleri yaratma gücünü,
Azrail ölüm, İsrafil hayat ve yaşam verme gücünü ifade İnsanın yaratılışına toprak [madde] ile başlanmıştır:
eden özellikleri/melekeleridir. Bu isimlerin zamanla
Allah’dan ayrı (alem dışı) ontolojik varlıklarmış gibi Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya
algılandığını görüyoruz. Kur’an yer yer bu muhayyileye bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden
hitap etmekle birlikte dönüştürmüş ve hepsini “tek bir [sülâle’den] , basbayağı bir sudan yapmıştır. (Secde/7)
Allah’ın” güzel isimlerinde toplayarak “Esmau’l-Hüsna”yı
getirmiştir. Bu kültürden hareketle Abdullah (Allah’ın kulu), İnsan bir anda bugünkü yapısı ile yaratılmamış, aşama
Seyfullah (Allah’ın kılıcı), Nurullah (Allah’ın ışığı), aşama yaratılmıştır:
Nimetullah (Allah’ın nimeti), Lutfullah (Allah’ın nimeti) vb.
Müslüman isimleri doğmuştur. Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır/aşama aşama yaratmıştır.
(Nûh/14)
Demek ki bu isim ve sıfatlar Allah’ın “melekeleri”
oluyor. O’ndan ayrı (alem dışı) ontolojik varlıklar değil; İnsanın yaratılış aşamalarından birisi de bitkilik evresidir:
O’nun kendisi de değil; alemde yani tarihte, hayatta, tabiatta
ve insanda tecelli eden iş ve oluşu, yapıp edişi, edip
eyleyişi… Ve Allah sizi yeryüzünde bitki olarak bitirdi. (Nûh/17)

Kur’an’ın ilk muhataplarına sorsan bir Allah’a Söz konusu aşamalar, Müminûn/12-14, Mümin/67, Hacc/5,
inanırlar ve fakat O’nun “SAMED” olduğunu kabul Kehf/37 ve Kıyâmet/36-38 ayetlerinde belirtildiği gibi,
etmezlerdi. Gökte bir tanrıya inanmakla birlikte, O’nun, toprakla başlayıp bugünkü hâlimize gelinceye kadarki
tanrılığı alt tanrılarla (min dunillah) bölüştüğünü, paylaştığını aşamalardır.
düşünürlerdi. İşte SAMED ilkesi bunu reddediyor. Allah’ın
tanrılıkta bölünmez, paylaşma ve ortaklık kabul etmez bir Bu sistem bugün için de aynıdır. Önce toprak, su,
bütün olduğunu ilan ediyor. Bunun içindir ki özellikle ilk yenilip içilenler, teneffüs edilen hava gibi cansız maddeler
sureler Allah isminden ziyade O’nun “melekelerine” vurgu canlıya dönüşerek dişide yumurta, erkekte sperm hücresi
yapar. Şunu demek ister: Bir Allah’a inanmak yetmez, O’nun hâline gelmekte, sonra da alaka, mudğa, kemik ve et
alemle; tarihle, hayatla, insanla, tabiatla dinamik ilişki içinde oluşumları bir şekillenme ile sürüp gitmektedir. Âyetlerden
olduğuna, güçleri, isimleri, melekeleri ile aramızda olduğuna anlaşıldığına göre, ilk hayat da aynı sistemle, doğada önce
da inanacaksınız… Şu halde “Her kim Allah’ın alemdeki basit bir canlıdan başlamış ve sonra alaka, mudğa gelişimine
tasarrufunun bin bir çeşit görünümlerine yani “melekelerine” benzer bir seyirle bugünkü hâline gelmiştir. Bu gelişimler
düşman olursa Allah’a düşmanlık göstermiş olur” ne demek arasındaki zaman aralıkları ise belki milyonlarca yıl
anlaşılıyor olmalı… sürmüştür.

Keza “Kim Allah’a; meleklerine, peygamberlerine, İnsan, Önce Yaratılmış, Sonra Düzenlenmiştir: Yani,
kitaplarına ve ahiret gününe iman ederse…” de şu oluyor: insanın düzenlenmesi, ilk yaratılıştan sonra olmuştur:
“Kim insanla, tarihle, hayatla ve tabiatla iletişim içinde olan
Allah’a; alemde tecelli eden güçlerine (melaiketihi), tarih Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim verdi. (A‘lâ/2)
boyunca gelen elçilerine (rusulihi), kitaplarına/hitaplarına
(kutubihi), gelecekte de (yevmu’l-ahir) hesap soracağına Ey insan! Üstün kerem sahibi olan Rabbine karşı seni aldatıp
iman ederse… İşte böyle insanlıkla canlı ve dinamik ilişki yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, sana bir düzen içinde biçim
içinde olan (hayyu gayyum) Allah’a iman ederse, bilsin ki, verdi ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir sûrette seni
kopmayan bir kulpa yapışmış olur ki asıl iman da budur. tertip etti. (İnfitar/6-8)
Yoksa müşriklerin gökte oturup duran, yarattıkları ile
iletişimsiz, yetkilerini alt tanrılara (dunillah) devretmiş,

13
Bir damla sudan yarattı da onu bir ölçüyle biçime soktu. Ruhun üfürülmesi:
(Abese/19)
Onu amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp ruhumdan içine
İlk Yaratılıştan Sonraki Yaratılış [Eşin Yaratılması] , Eşeysiz üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın. (Sâd/72)
Üremedir: İlk yaratılış bir nefisten gerçekleşmiş, bu nefsin
eşi, nefsin kendisinden (eşeysiz olarak) yaratılmıştır. Eşeyli Onu amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp ruhumdan içine
üremeler, bu ilk yaratılış ve eşeysiz olan ilk üremeden sonra üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın. (Hicr/29)
başlamıştır:
Sonra da ona bir biçim verdi ve ona ruhundan üfledi. Sizin
Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan için işitme gücü, gözler ve gönüller [bilgiye ulaşma yolları]
ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (Secde/9)
Rabbinizden korkup sakının. Ve (yine) kendisiyle birbirinizle
dilekleştiğiniz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını Allah’ın gerçek anlamda üfürmeyeceği bilindiğine göre,
koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde “üfürmek” ifadesinin mecâz olduğu hemen anlaşılmaktadır.
gözeticidir. (Nisâ/1) Üfürmek ise, mecazen bir başkasına verilen şeyin en az
miktarını ifade eder. Türkçe‘de bu eylem “koklatmak” olarak
Ayrıca A‘râf/189 ve Zümer/6 ayetlerine de bakılabilir. yer almıştır. Bu durumda ruhun üfürülmesi, “çok az miktarda
bilgi verilmesi, bilginin koklatılması” anlamına gelmektedir.
Duyma, görme ve duygu [zihinsel fonksiyonlar] insana Nitekim İsrâ/85 ayetinde de, De ki:“Ruh Rabbimin
sonradan kazandırılmıştır: işindendir. Ve size bilgiden ancak çok az verilmiştir
denilerek, bu husus açıkça belirtilmiştir.
Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona ruhundan üfledi.
Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az Ruhun Âdem’e üfürülmesinden ne kastedildiği de yine
şükrediyorsunuz? (Secde/9) Kur’ân‘da açıklanmıştır:

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken Ve bir zamanlar Rabbin meleklere, “Ben
çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme yeryüzünde bir halife kılacağım” demişti de onlar, “Orada
(duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl/78) bozgunculuk yapan ve kan döken birini mi kılacaksın?
Oysaki bizler, Seni hamd ile tesbîh ediyoruz, Seni kutsayıp
De ki: “Sizi inşa eden [yaratan] , size kulak, gözler ve yüceltiyoruz” demişlerdi. O, “Şu bir gerçek ki Ben sizin
gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?” (Mülk/2-3) bilmediklerinizi bilmekteyim” dedi. Ve Âdem’e isimlerin
tümünü öğretti. Sonra onları meleklere sundu ve “Hadi,
Ve hiç kuşkusuz Biz, sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler
sonra da meleklere, “Âdem’e secde edin” dedik; İblis hariç iseniz” dedi. Dediler ki: “Yücedir şanın Senin. Bize öğretmiş
onlar hemen secde ettiler; o secde edenlerden olmadı. olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız Sen
(A‘râf/11) âlimsin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; hakîmsin, her şeyin
bütün hikmetlerine sahipsin.” Dedi: “Ey Âdem! Haber ver
onlara onların adlarını.” O onlara onların adlarını haber
Ve sizin için duymayı, gözleri ve kalpleri yaratan O’dur. Pek verince, “Dememiş miydim Ben size! Ki Ben, göklerin ve
az şükrediyorsunuz. (Müminûn/78) yerin gaybını en iyi bilenim. Ve Ben, sizin açığa
vurduklarınızı da sakladıklarınızı da en iyi biçimde
Erkeklik ve dişilik meni ile belirlenir: bilmekteyim” dedi. Ve o vakit Biz meleklere, “Âdem’e secde
edin” demiştik de İblis dışındaki melekler hemen secde
Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O’dur. Bir damla etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden
sudan (döl yatağına)meni döküldüğü zaman. (Necm/45-46) olmuştu. (Bakara/30-34)

İnsanın yapısı bakımından değersiz olduğu dönem Dikkat edilecek olursa Sâd/72 ve Hicr/29‘a göre
milyonlarca-milyarlarca yıl [dehr] devam etmiştir: meleklerin secde etmesi, Âdem’in belirli aşamalardan
geçirilerek [amaçlanan düzgünlüğe ulaştırılarak] nihaî şekle
İnsan üzerine, henüz kendisi anılabilecek bir şey değilken, getirilip, kendisine ruh üfürülmesinden sonradır. Bakara/30-
dehrden bir süre geldi mi? Doğrusu Biz insanı karışık bir 34‘de ise meleklerin secde etmesinden önce Âdem’in
nutfeden yarattık. Onu imtihan edeceğiz bu nedenle onu geçirdiği değişim ya da aşama, “Âdem’in bilgilendirilmesi ve
işitici, görücü yaptık. (İnsan/1-2) bilgisinin meleklerin bilgisi ile karşılaştırılması” olarak
açıklanmıştır. Yani, Sâd ve Hicr sûrelerinde kullanılan ruh
üfürme tabiri, Bakara sûresi‘nde yerini bilgi ile
Biz, onları Biz yarattık. Bedenlerini Biz sağlam yaptık.
bilgilendirme‘ye bırakmış, böylece ruh üfürme tabirinin,
Dilediğimizde de benzerleriyle öyle bir değiştiririz ki!
“bilgi ile bilgilendirmek” anlamına geldiği açıklanmıştır.
(İnsan/28)
Ruh üfürülmesi tabirinin, Âdem’e verilen bilginin
Allah İnsanı Bilgilendirmiş; Ona Ruhundan Üfürmüş; Vahiy
“koklatma” anlamına geldiğinin kanıtı ise, İsrâ/85 âyetidir.
Göndermiş; Biraz Bilgi verilmiştir.: Âyette geçen, rûhun
Burada hemen belirtmek gerekir ki, Âdem’e verilen bilginin
üfürülmesi/üflenmesi ifadesi, “Allah’ın insanı
azlığı, sadece Rabbimizin sonsuz bilgisine nispetledir. Şöyle
bilgilendirmesi, ona vahiy göndermesi, az bir bilgi vermesi”
ki:
[bilgi koklatması] anlamına gelmektedir.

14
De ki: “Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa husus vardır ki, o da Âdem’in “bilgilendirilmiş insan”
Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenirdi, hatta bir o olduğudur.
kadarını daha getirsek bile.” (Kehf/109)
Sonuç olarak, melekler/yönetim güçleri sıradan insana değil,
Şayet yeryüzünde ağaçtan ne varsa kalem olsa, deniz de kendisine ruh üfürülmüş [Rabbimizin sonsuz bilgisine
arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine nisbetle az bir bilgi ile bilgilendirilmiş] , yani Adam/Âdem
Allah’ın sözleri tükenmezdi. Şüphe yok ki Allah azizdir, olmuş insana secde etmektedirler [boyun eğmektedirler] .
hakîmdir. (Lokmân/27)

Durum böyle olunca, Rabbimizin ilkinden en sonuncusuna


kadar tüm peygamberlerine gönderdiği vahiyler [kitaplar ile
bildirdiklerinin toplamı] , koklatmadan [üfürmeden] başka
bir şey değildir. ALLAH’IN MELEKLERLE KONUŞMASI

SECDE: ‫سثثثثجدة‬ ّ ‫[ ال‬secde] denince ilk olarak, namazın “Allah’ın meleklerle konuşması” ise metafiziği
erkânından olan ve ibâdet kastı ile alnın yere konulması kavratma amaçlı olduğu için teşhis (kişileştirme) ve intak
şeklinde yapılan eylem akla gelmektedir. Dolayısıyla da (dile getirip konuşturma) anlatım sanatları kullanılarak
secde etmek eyleminden, “ibadet etmek” anlamı aktarılan “semavi prolog” (gökteki ilk konuşma) oluyor.
çıkarılmaktadır. Hâlbuki secde sözcüğünün esas anlamı,
“boyun eğmek, itaat etmek” demektir. İbadet ve saygı için
alnın yere konması ise, itaat ve boyun eğmenin sadece bir İntak [Konuşturma/Dile Getirme] Sanatı
simgesidir.
Bu sanat edebiyatta konuşma yetisi olmayan bir şeyi
ÂDEM’E SECDE EDEN MELEKLER: konuşturmak suretiyle icra edilir. Burada konuşturulan
Kur’an ayetleridir; vahydir. Yani, “biz” zamiri ile başlayan
ifadeyi Kur’an ayetleri dile getirmiştir. Bu sanat Kur’an’da
Melek sözcüğünün sözlük anlamı olarak “kuvvet, yüzlerce kez kullanılmış.
yönetim gücü, elçi, haber verici” anlamlarına geldiğini; terim
olarak da Allah’ın bütün emirlerine uyan, O’na hiç isyan
etmeyen varlıkları ifade ettiğini belirtmiş, ayrıca Kur’ân’daki Yer ve gök Konuşur mu? Fussilet / 11 : Sonra
melek sözcüğünün değişik şeyler için kullanıldığını; insanın duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye:
yararına çalışmakla görevlendirilmiş değişik zihinsel "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her
fonksiyonlara, iradesiz canlılara ve doğal güçlere de “melek” ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
dendiğini gördük. Âdem’e secde eden meleklerin, halk
kültürüne yerleşmiş şekli ile sürekli namaz ve niyazda olan Yer, gök ve dağlar korkar çekinir mi? Ahzâb / 72:
melekler olmadığı; insandaki akıl, zekâ, ar, hayâ, hafıza, Evet, biz o emaneti(sorumluluk) Göklere, Yere ve Dağlara
dikkat gibi zihinsel fonksiyonlar ile yağmur, bulut, arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan
rüzgâr, soğuk, sıcak, ağaç, nebat gibi insan dışında doğada korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok
mevcut diğer canlılar ve güçler olduğu hemen câhil bulunuyor.
anlaşılmaktadır. Çünkü bu sayılanların hepsi Âdem’e
[insana] boyun eğmişlerdir [secde etmişlerdir] , hâlen de Dağların Tesbîhi Kur’ân’ın bir çok âyetinde bildirilmektedir
eğmektedirler ve kıyamete kadar da eğmeye devam ki, dağların tesbîhinin ötesinde, evrende ne varsa, canlı-
edeceklerdir. Şöyle ki: cansız, akıllı-akılsız,melaikeler yani her şey Allah’ı tesbîh
etmektedir.
İnsana ruh/bilgi üfürüldüğü zaman, insan bu bilgiyle
doğadaki tüm canlı ve cansız varlıkları kontrol edebilir bir Hadîd/1; Haşr/1, 24; Saff/1; İsrâ/44; Ra’d/13; Nûr/41;
güce sahip duruma gelmiş ve bilgilendiği zamandan itibaren Cuma/1; Teğâbün/1; Enbiyâ/79; Zümer/75; Mümin/7;
bilgisi oranında doğaya hükmetmeye başlamıştır. Hayvanları Fussılet/38; Şûrâ/5; A‘râf/206
evcilleştirmiş, onların etinden, sütünden, yumurtasından,
gücünden yararlanmış hatta en vahşîlerini bile kafeslerde, “tesbîh, “yaratanı tüm nitelikleriyle tanımak ve
hayvanat bahçelerinde seyir amacıyla emri altına almıştır. tanıtmak” olduğuna göre, cansız varlıkların Allah’ı tesbîh
Rüzgâra değirmen taşlarını döndürtmüş, gemilerini etmelerinin dil ile değil, hâl ile olacağı ortadadır. Cansız
yüzdürmek için yelkenleri şişirtmiştir. Akıp giden ırmakların varlıkların hâl dili, daima iç ve dış yapılarını teşkil eden
suyunu barajlarla kontrol altına almış, içmede ve sulamada kendi öz nitelikleri doğrultusunda davranmalarıdır.
kullandığı bu sudan elektrik üretmiştir. Doğadaki İşlevlerini, Yaratıcı tarafından kendilerine verilen bu öz
madenlerden her alanda sayısız yararlar sağlamış, ormandaki nitelikler doğrultusunda yerine getiren tüm cansız varlıklar,
ağaçlar ise insanın arzusu doğrultusunda yakacak, mobilya, bu halleriyle Allah’ı tüm kemâl sıfatlarıyla nitelemiş ve O’nu
kâğıt olmuştur. Havadaki oksijen sayesinde yaktığı ateş ile tüm noksanlıklardan tenzih etmiş olmaktadırlar.
kendisini ısıtmış, yemeğini pişirmiş ve daha pek çok alanda
kendine yarar sağlamıştır. İnsanın doğadaki birçok şeyi
Edebiyatımızda da intak sanatının Örnekleri vardır.
kontrol edişine dair verilebilecek örnekler saymakla bitmez.
Yunus Emre’nin “Sordum sarı çiçeğe” ilahisinde çiçekle
İnsanın doğaya hâkim oluşu ile ilgili bütün bu örnekler, doğa
girdiği diyalog veya Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig”
varlıklarının ve güçlerinin [meleklerin] , Âdem’e [insana]
(Kutlu Bilgi) adlı eserinde dört şey: Devlet/adalet/hükümdar
boyun eğip itaat ettiğini [secde ettiğini] gösteren birer delil
(Kün-Toğdı), mutluluk (Ay-Toldı), akıl (Öğdülmiş), akibet
niteliğindedir. Burada gözden kaçırılmaması gereken bir
(Odgurmuş)’u birbiriyle konuşturması, kişileştirmesi,
15
diyaloglaştırması gibi… Böyle anlatımlar çoktur. Bunlara Bütün bunlar Allah’ın güç ve kudret
edebiyatta gerçeküstücü öykülendirme deniyor. “melekelerinin” (melaiketihi) tezahürü sonucu (ez-Zahir)
olan yerin ve göğün “melekutu”dur (melekutu’s-semavati
Allah’ın melekler ve iblisle konuşması de böyledir. ve’l-arz). Allah işte bu görkemli egemenliğin sahibidir (bi
Yani sembolik olup aslında ortada Allah’tan başka kimse yedihi’l-mülk): “Haydi, çevir gözünü, bir kusur görebiliyor
yoktur. Allah bir takım olay ve durumları kişileştirmekte, musun? Sonra tekrar tekrar bak, aradığını bulamayacak,
sonra da kişileştirdiğini dile getirip konuşturmaktadır. Aksi yorulup aciz kalacaksın!” (Mülk; 67/3-4)…
halde Allah’a yer, zaman, mekan, meclis biçmiş oluruz.
Dağları, yeryüzünü, insanın iç dünyasını, vicdanını (ahd-i Görüneni bırakıp görünmeyenler üzerinden
misak ayeti), ellerini, derilerini dile getirip konuşturması spekülasyonlar yapmak… Hayatı, ölümü, yeri, göğü,
veya güneşi, ayı, yıldızları vs. dile gelip konuşmaya yıldızları, iç dünyasını, uçuşan kuşları, kulakları, gözleri,
çağırması da böyledir. Bunlar metafiziği kavratma amaçlı gönülleri vs. atıp tutmaların konusu yapmak, yani bunlar
yerlerde böyle olup Kur’an’da örnekleri çoktur. Fakat üzerinden ğaybı taşlamak! Oysa böyle yapanları bekleyen
örneğin kıssalar böyle değildir. Onlara da toplumsal gerçekçi alevli bir ateşten başkası değildir (Mülk; 67/5): “Tepelerinde
öykülendirme diyoruz. sıra sıra kanat çırparak uçuşan kuşları (tayri fevgahum saffat)
görmüyorlar mı? (Mülk; 67/19).
Kendisine Allah hitap ederken Peygamberimizin
algıladığı/gördüğü şeyin “Allah’ın zorlayıcı gücü(cebr)” Bu “saffat” sözcüğü de ilginçtir. “Saf saf, sıra sıra”
olduğunu ve aslında “Cebrail” (Tanrı’nın zorlayıcı gücü) anlamına geliyor. Şu ayetler üzerinde düşünün: “Göklerde ve
diye buna dendiğini şu rivayetlerden de anlarız: “Resulullah yerde olan kimseler (örneğin) sıra sıra uçuşan kuşlar (tayru
(sav) buyurdular ki: “Bu gece Rabbimden bir (melek, elçi saffat) O’nu yüceltir, hepsinin salatı ve teshibi vardır.
olarak) geldi. -Bir rivayette ise şöyle demiştir: “Rabbim Göklerin ve yerin egemenliği (mülku’s-semavati ve’l-arz)
bana en güzel bir surette geldi” ve “Ey Muhammed!” Allah’ındır.” (Nur; 24/41-42)… “Bizden her birimizin belli
dedi…” (Tirmizi; Tefsir, Sad, 3231, 3232). Yani bir makamı vardır. Elbette biziz saf saf dizilenler, biziz!
“Melek/Cebrail olarak bana en güzel surette görünen şey Elbette biziz o tesbih edenler, biziz!” (Saffat; 37/164-166)…
Rabbimin vahyetme gücüydü.” demek istiyor…İlk rivayetin
dilden dile ve İsrailiyat etkisi ile bozulduğu düşünülürse bu Karşılaştırmalı olarak ilgili yerleri inceleyin, yerde
hiçte yadsınacak bir durum değildir. ve göklerde sıra sıra, saf saf dizilmiş olanların bir takım
tabiat varlıkları (ay, güneş, bulutlar, gökgürültüsü,
Yani “Gördüğü şey Allah’ın kendisi değildi; bilakis yıldırımlar, yıldızlar, gezegenler, kuşlar, hayvanlar, bitkiler,
Allah’ın gücünün, eşiz güzelliğe sahip görkeminin her yanı ağaçlar, dağlar, dereler, ırmaklar, göller, denizler vs.)
kaplaması (zu merratin fe’steva), yüksek ufuk çizgisinde olduğunu, Kur’an’ın bunlara “yerin ve göklerin melekutu”
belirmesi (ufuki’l-a’la), yaklaşarak iyice sarkması (dena (meleketu’s-semavati ve’l-arz), “O’nun görkemli
fetedella), aralarında iki yay hatta daha da yakın mesafeye egemenliği” (bi yedihi’l-mülk) dediğini göreceksiniz.
(gabe gavseyni ev edna) kadar belirerek görünmesiydi” Dolayısıyla “melaiketihi” (O’nun melekeleri/güçleri)
demek istiyorlar (Necm; 53/6-9). İşte buna Allah’ın gücü bununla ilgilidir. O günkü yerleşik ve yaygın din dilinde öyle
(Cebrail) diyoruz. Allah’ın kendisi değil; ondan ayrı bir dendiği için Kur’an bu dil üzerinden konuşmaktadır.
varlık da değil; bilakis onun güç/konuşma/vahyetme
melekesi… Bu melekenin kolay algılanması için AYETLER OLAN HABERCİ MELEKLER(MELAİKE)
“kişileştirme” yapılarak ifade edildiğine dikkat ediniz…
Ayetlerde Allah’ın Mülkündendir ve yönetim
Keza “Yeryüzünde dolanan seyyah melekler vardır, gücüdür. Bu gücü kabul edip iman eden kişi inanmış
zikr edenleri gözleyen melekleri vardır, rahmet melekleri, olacaktır. Rabbimiz yani sahibimiz olan Allah, bizi yönetmek
gazap melekleri vardır, ölüm meleği vardır, dağların meleği için yönetim gücü olan melaikelerini yani ayetlerini bize
gelerek şöyle dedi…” vb. rivayetler hep tek bir Allah’ın göndermekte saf saf dizip uymamızı istemektedir. Tercih
aramızda dolanan gücünü, kudretini, bilmesini, hakkına sahip olan kul ister buna uyar ister uymaz. Bu
görmesini, sevgisini, merhametini, öfkesini, kızgınlığını, melekler yani ayetler kendisine uyanı Cennetle müjdeler,
yapmasını, etmesini, eylemesini yani binbir çeşit uymayanı da Cehennem ile.Yani bir elçi olarak bizi uyarır.
“melekelerini” kavratmak için kullanılan ifadelerdir. Allah’ın İmtihanın amacıda budur. Ahiret de saf saf dizilen ayetlerin
insanda ve alemde tezahür eden melekeleri ve bunun şahitliği olacaktır.( Fecr 22 )
görkemi, büyüklüğü…
Kur’an’da bu kökten gelen kavramları tasnif
Kur’an’da melek, melekut, mülk, melekutu’s- edersek: “el-Melaike” kelimesi “melek” veya “melak”
semavati ve’l-arz kavram ve ifadeleriyle hep bu görkemin ve kelimesinin çoğuludur. Aslı ise elçilik anlamına gelen ‫ؤلوك‬
büyüklüğün anlatılmaya çalışıldığını görüyoruz. Örneğin “ülüke” kelimesinden türeyen ‫“ مألثثك‬melek”dir. Arap dili
(aynı kökten gelen) “Mülk” suresinin hemen başında şöyle uzmanlarına ve bazı İslâm âlimlerine göre "Melek", arapça
denir: “Şu görkemli egemenliğin sahibi (bi yedihi’l-mülk) ne bir kelime olup, "Elûk" veya "Elûke" kökünden gelir. Elûk,
yücedir!” Sonra sure boyunca “bi yedihi’l-mülk”ten "götüren", elûke ise "haber götüren" manâsınadır. Çoğulu
örnekler verilir: Hayat ve ölüm… Yedi kat gök…Işık saçan "melâike" gelir. Ancak "melek" kelimesinin, Arapça'da
yıldızlarla süslenmiş dünya göğü… İnsanın iç dünyasında bazan, hem tekil, hem çoğul manasında cins ismi olarak
(zati’s-sudur) olup bitenler…Ürünlerle (rızk) dolu kullanıldığı da görülür. Bu kelimenin kökü sayılan "elk",
yeryüzü…Sıra sıra kanat çırparak uçuşan kuşlar…Kulaklar, aslında, "risalet" yani "elçilik"; melek de, "elçi" demektir.
gözler ve gönüller verilerek inşa edilmiş insan…Ve sure Kelime önce, mef'al vezninde "me’lek" idi. Sonra hemze
şöyle biter: “Bir sabah kalktınız sular çekilmiş, kim getirecek
size suyu? (Mülk; 67/1-30)
16
"lâm" harfinden sonraya alınarak "mel’ek" olmuş; daha sonra RUH
hemze de kaldırılarak ‫" ملئك‬melek" haline getirilmiştir.
Bulunan Sonuç : İçinde ‫ الروح‬kelimesi geçen ayetler :
Hac 75 :Allah meleklerden de elçiler seçer, Nahl 2, İsrâ 85, Şu’arâ 193, Mü’min 15, Me’âric 4, Nebe’
insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir. 38, Kadr 4

Kehf 56 Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve Nahl 2 :Kullarından dilediğine emrinden rûh ile Melâike
uyarıcılar olarak göndeririz. Kafir olanlar ise, hakkı batıla (çok çok)iniyor da buyuruyor ki: şu hakikati bildirin: benden
dayanarak ortadan kaldırmak için batıl yolla mücadele
verirler. Onlar ayetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya başka ilâh yok, hemen bana korunun. (‫ل‬
ُ ‫ُيَنّز‬
)
almışlardır. İsrâ 85: Bir de sana ruhtan soruyorlar, de ki: ruh rabbımın
emrindendir ve size ılimden ancak az bir şey verilmiştir.( ‫)َأْمِر‬
Neml / 63Yoksa o kara ve deniz karanlıklarında size Şu’arâ 193: Onunla Ruhıl emîn indi.( :‫ل‬ َ ‫َنثثثثثَز‬
yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci 17/105,37/177,57/16)
gönderen mi? Bir tanrı mı var Allahla beraber? Yüksek, çok Mü’min 15: O dereceleri yükselten Arşın sahibi telâkıy
yüsek Allah onların şirk koştuklarından gününün dehşetini haber vermek için kullarından dilediğine
ruh ilka ediyor.( ‫)ُيْلِقي‬
ŞEYTAN VE İBLİS
Me’âric 4: Ki ona Melâike ve Ruh uruc eder, bir günde ki
mikdarı elli bin sene tutar.(‫ج‬
ُ ‫عُر‬
ْ ): Hicr 14 Nûr 61 Secde 5
“Şeytan” veya “İblis” kavramları da teşhis ve intak
Sebe’ 2 Yâsîn 39 Fetih 17 Hadîd 4 Me’âric 4 , Hud/123,
sanatı kullanılarak şahıslaştırılıp konuşturulan alemdeki
“kötülük durumlarını” ve insandaki “kötülük dürtülerini”
ifade ediyor. Yoksa insanın dışında kazma dişli, çirkin suratlı Nebe’ 38-40: Ruh ve melekler saf saf dikildikleri
harici bir varlık değildir. Bunu en iyi Peygamberimizin şu gün, Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse
sözlerinden anlarız: “Şeytan, sizin içinizde kanın damarda konuşamaz. Ve o [izin verilen], doğruyu söyler: “İşte bu,
dolandığı gibi dolanır.” (Buhari; İtikaf, 956), “Şeytan hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir sığınak edinir.
uyuyanın genzinde geceler” (Buhari; Bed’ul-Halk, 1359) Şüphesiz Biz(diyenin kim olduğuna dikkat ve muhatap herkes) sizi
“Şeytan da, melek de insanoğluna birtakım şeyler atarlar. yakın bir azap ile uyardık.(talak/10)”. O gün, kişi iki elinin[iki
Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan gücünün; mal ve çevresi] ne takdim ettiğine bakar
şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan [yaptıklarıyla yüz yüze gelir] ve kâfir der ki: “Ah ne olaydı,
uzaklaştırmaktır. Meleğin işi hak ve hayra, iyiliğe çağırmak ben bir toprak olsaydım. ” Fecr/21- 23, Saffat/1- 5,
ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Kim içinde hakka, hayıra, Saffat/164- 166, Meryem/64, 65, Hûd/105
iyiliğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki bu Allah'tandır ve
hemen Allaha hamdetsin. Kim de içinde kötülük ve inkara Kadr 4 : Onda melekler ve Ruh, Rabbilerinin izni
çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen
şeytandan Allah'a sığınsın.” (Tirmizi; Tefsir, 2991).
ile her bir emirden iniverir.(bilgilendiren ve haber
verenler)
Keza Kur’an’a göre İblisin tabiatı “ateştir” (Sad; 76)…
Bulunan Sonuç : İçinde ‫ روح‬kelimesi geçen ayetler:
Bakara 87(RuhülKudüs'le), Bakara 253(RuhülKudüs'le),
Görüldüğü gibi şeytan hep insanla ilişkilendirilerek
Nisâ 171(Meryeme ilka eylediği kelimesi ve ondan bir
tasvir ediliyor: İçinde dolanır (öfke, hırs, şehvet kabarması)
ruhtur,), Mâide 110(RuhülKudüs'le), Hicr
… Burnunda geceler (burnundan solumak!)… Kalbine atar
29(ruhumdan),Meryem 17(ruhumuzu ona biz risale
(içine doğurur, aklına getirir)… Şu halde “kavurucu ateş”
ettirdik.), Secde 9, Sâd 72, Şûrâ 52, Vâkı’a 89, Mücâdele
kızgınlık, şehvet, öfke, haset, ihtiras gibi dürtülerin ifadesi
22, Tahrîm 12, Enbiyâ 91, Nahl 102 (hak ile Ruhulkudüs)
oluyor. Demek ki iç dünyamızda (zati’s-sudur) “kanın
damarda dolandığı gibi dolanan” öfke, kızgınlık, hırs, haset,
ihtiras, şehvet vb. dürtüler kişileştirilerek, canlı bir varlıkmış Nahl 102 : Söyle onlara: onu Rabbından hakkile
gibi resmedilerek “şeytan” adını alıyor. Bunlar bizi ve Ruhulkudüs çok çok indi, ki iman edenleri tesbit etmek ve
çevremizi ateşin odunu yeyip bitirdiği gibi yer bitirir. müslümanlara bir hidayet, bir bişaret olmak için

Görülüyor ki din dili, kötülere “şeytan” iyilere Meryem 17: Onlardan öte bir perde çekti derken kendisine
“melek” diyerek olayları, durumları, duyguları ve dürtüleri ruhumuzu gönderdik(resale) de düzgün bir beşeri ona
kişileştiriyor. İçimizde olanları, dışımıza çıkarıp harici
varlıkmış gibi resmederek, kolay anlaşılır, tavır ve vaziyet temessül(örnek, misal) ediverdi.( ‫سثْلَنا‬
َ ‫َأْر‬
: Bakara 119,
alınır hale getiriyor. Metafizik olmakla birlikte gayet canlı ve Nisâ 64 Mâide 70 , A’râf 59 , A’râf 94 , Hûd 96, Hûd 25 ,
dinamik bir diyaloji (ikili etki-tepki iletişimi) kuruyor. “Dini Nahl 43,Yûsuf 109…. Ayetlerinde anlaşılacağı üzere
tecrübe” bu açıdan bilimsel dil ve metotlardan farklıdır. Bu incelenen fiilin faili şehir ahalisinden insanlardır.
dili iyi kavramamız gerekiyor.
Bulunan Sonuç : İçinde ‫ وما أرسلنا مللن قبلللك‬kelimesi geçen
Demek ki “Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, ona tabi ayetler : Yûsuf 109, Nahl 43, Enbiyâ 25, Hac 52
olmayın” şu demek oluyor: “Öfke, kızgınlık, hırs, haset,
ihtiras, tamah, şehvet vs. sizin apaçık düşmanınızdır, Yûsuf 109 :Senden önce gönderdiklerimiz de o
bunların ardınca gitmeyin…” memleketlerin halkındandı, onlar da kendilerine vahiy
verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi. Şimdi o
17
yerlerde şöyle bir gezip görmediler mi? Kendilerinden önce - “Batı ve doğu” sözcükleri beraberce kullanıldıkları
gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar zaman iki yönü ifade etmeyip tüm yönleri ve mekanı
ya!... Elbette ahiret yurdu müttakiler için daha hayırlıdır. içine alır. Yani “Allah her yerin Rabbidir” demektir.
Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız? Nur; 35, Bakara; 115, 142, 177, Şuara; 28, Rahman; 17,
Müzzemmil; 9
Bulunan Sonuç : İçinde ‫ أرسلنا عليهم‬kelimesi geçen ayetler - “Dünya ve ahiret” sözcükleri beraber söylendikleri
: A’râf 133(gönderilen tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve zaman “her yerde ve her zaman” anlamını ifade eder.
kan), A’râf 162(semadan bir rics), Ahzâb 9(gönderilen Bakara; 217, 220, Âl-i Imran; 22, 45, 56, Nisa; 134,
rüzgar ve ordular(fetih / 4, buruç /17, tevbe/26, Tevbe/40, şuara/95)), Tövbe; 69, 74, Yunus; 64, Yusuf; 101, Hacc; 14, Nur;
Sebe’ 16(gönderilen arim seli), Fussilet 16(gönderilen 14, 19, 23 ve Ahzab; 57.
dondurucu bir kasırga), Zâriyât 41(gönderilen köklerini
kesen rüzgarı), Kamer 19 (gönderilen sarsıcı soğuk bir
- Yaş, kuru sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman “
fırtına), Kamer 31(gönderilen tek çığlık), Kamer 34 her ne varsa, her şey” anlamını içerir. En’âm; 59.
(gönderilen taş) ayetlerinde onların üzerilerine azaptır. ayetindeki “… Yaş ve kuru hiçbir şey yok ki, apaçık bir
kitapta bulunmasın.” ifadesi sadece yaşı ve kuruyu ifade
etmeyip “her ne varsa canlı-cansız hepsini” ifade
Ayrıca ‫سْلَنا‬
َ ‫َأْر‬
En’âm 6. ayette olduğu gibi gökten etmektedir.
suyun gönderilmesi de bu kelime ile rabbimiz kullanmış. - Sabah, akşam sözcükleri de Kur’an’da farklı ifadelerle
sıkça yer almakta ve “daima, her zaman” anlamına
gelmektedir. A’râf; 205, Ra’d; 15, Nur; 36, Mümin; 46,
55, En’âm; 52, Kehf; 28, Meryem; 11, 62, Fetih; 9,
Furkan; 5, Ahzab; 42, İnsan; 25, Âl-i Imran; 41.
- İns ve cinn sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman;
“gördüğünüz, görmediğiniz; bildiğiniz, bilmediğiniz;
CİN ve CAN
tanıdığınız, tanımadığınız: herkes” anlamına gelir:
Zariyat; 56: Ben, cinn ve insi (herkesi) yalnızca,
Bulunan Sonuç : İçinde ‫ الجان‬kelimesi geçen ayetler : bana ibadet/ kulluk etsinler diye yarattım. İsra;
Hicr 27 Rahmân 15 88: De ki: “İns ve cinn (herkes) bu Kur’an’ın bir
benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler ve
birbirlerine yardımcı olsalar, yine de, onun benzerini,
Kur’an’ın metninde “cann” kelimesi geçtiği halde
ortaya koyamazlar.” Cinn; 5: “Oysa biz, insanların ve
onu “cin”ni diye tercüme etmeleri onunla ilgili bütün
cinlerin (herkesin) Allah’a karşı asla yalan
ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Cin, yabancı
söylemeyeceklerini sanmıştık.”Rahman; 33: Ey cinn
insan, insanın idraki dışı,hüner; can, ise insanı ayakta tutan
ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından
ruhtur enerjidir.Kur’an’ı kerimin hiçbir yerinde cinni
aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz,hemen aşın; ancak
dumansız ateşten yarattık diye bir ayet yoktur. Şeytan, cin,
sultan/ üstün birgüç olmadan aşamazsınız.
can, iblis kelimelerini Kur’an’ın anlatış biçimine göre
Rahman; 56: Orada daha önce ins ve cinn (hiç
kavrayamadıkları için kavram kargaşası çıkmaktadır.
kimse) dokunmamış (elle vegözle değinilmemiş),
bakışlarını eşine dikmiş eşler vardır. Ayrıca En’âm;
“Cinn” sözcüğü, “cenn” kökünden türemiş bir sözcük olup 112, 130, A’râf; 38, 179, Fussilet; 25, 29, Ahkâf; 18,
sözcüğünün asıl anlamı, “bir şeyi duyulardan saklamak”tır. Neml; 17, Rahman; 39, 74, Nas; 6, Hud; 119 ve Secde;
“Cennehülleylü (gece onu örttü)”, “ecennehü (onu 13.
örttürdü)”, “cenne aleyhi (üzerine örttü)” şekillerinde
kullanılır. Nitekim Kur’an’da İbrahim peygamberi konu alan
bir pasajda “fellema cenne aleyhilleylü (ne zaman ki gece Bulunan Sonuç : İçinde ‫ من الجن‬kelimesi geçen ayetler:
kendisini sakladı, iyice karanlık çöktü)” diye yer almıştır A’râf 38 (ins ve cin), A’râf 179(ins ve cin), Kehf 50(İblis
(En’âm; 76). cinlerdendi.) Neml 17(ins ve cin) Neml 39(cinlerden bir
Aşağıdaki sözcükler de “cnn” kökünden türemiştir. ifrit) Secde 13(hünerli zanaatkâr kimseler) Sebe’ 12(hünerli
Cennet: “Toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer” zanaatkâr kimseler) Fussilet 25(ins ve cin),Fussilet 29(ins ve
demektir. cin) Ahkâf 18(ins ve cin), Ahkâf 29 Cin 1(yabancı
Cinnet: “aklı, fikri saklanmak, delirmek” demektir. kişiler(Medineli yahudiler)) Cin 6 yabancı kişiler, Nâs
Cenin: “ana karnında saklandığı için bu adı almıştır. 6(yabancı kişiler)
Cünnet: Kalkan; kişiyi oktan mızraktan sakladığı için bu ad
verilmiştir. Zâriyât / 56: Ve ben, Cinn-ü İnsi ancak bana kulluk etsinler
diye yarattım.
“Cinn” sözcüğü bütün eski ve yeni sözlüklerde “İnsanın beş
duyusuyla kavrayamadığı, algılanamayan, ama somut veya Ahzâb / 72: Evet, biz o emaneti(sorumluluk) Göklere, Yere
soyut, varlığı kesin olan güçler” olarak yer alır. ve Dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar,
Sözlüklerdeki bu tarife göre melek ve şeytan terimleri de ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim,
cinn kavramı kapsamına girmektedirler. Yani her melek ve çok câhil bulunuyor.
şeytan cinndir, ama her cinn şeytan veya melek değildir.
Bu ayette göze çarpan bir hususta emanet insana ait. Peki
Cin sözcüğünü anlamak için Kuranda geçen bazı kalıp cinler bu işin neresinde. Onlara emanet yüklenmediler ise
sözcüklere bakalım. imtihan olmuyorlar mı?

18
Bakara / 96 : ”Andolsun onları hayata karşı (diğer) Ademlerin dışında bütün varlıklarda akıl ve irade olmadığı
insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı halde cinlerin “doğrusu bizim beyinsizlerimiz Allah’a karşı
bulursun. (onlardan) her biri bin yıl yaşatılsın ister. Oysa saçma şeyler söylemişle” ifadesiyle aklı olduğu halde aklını
bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah onların kullanmayan cinlerden söz etmektedir. “ rabbimizin şanı
yapmakta olduklarını görendir” yücedir o ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk”.

Kur’an “ ben insanları ve cinleri” İfadesini Cinler adem değilse nasıl olur da ademden olan bir
kullanırken iki değişik ademden söz etmektedir.” peygamberden Kur’an dinler. İsra/94-95’e bak.
Onları,insanlardan ve şirk koşanlardan” İfadesiyle de üç
değişik yaşam biçimine sahip ademden söz etmektedir. Cin Suresinde sözü söyleyen cinler Yahudiler ve
Ayette geçen onlar ifadesiyle Yahudilerden söz Hıristiyanlardır.Kuran’ın bütünlüğünde bununla ilgili başka
ederken insanlar ifadesiyle de yolu belirlenmemiş ayetlere baktığımız zaman bu sözü söyleyenlerin de Yahudi
adamlardan, şirk koşanlar ifadesiyle de puta tapıcılardan söz ve Hıristiyan oldukları anlaşılmaktadır.
etmektedir. Tevbe/30:” Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler;
Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu,
Neden Allah orada Cin de insanda adem olduğu onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki
halde İbadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlıktan inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları
bahsetmektedir.? Bakara suresinin 96. ayeti kerimesinde şirk kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?”
koşan onlar ve insanlar adem yapısı altında insan olduğu Bazı cinlerin Allah çocuk edindi demesiyle Yahudi ve
halde sanki insandan ayrı ibadet ve kullukla görevli ayrı ayrı Hıristiyan olanların Allah’ın oğlu demesi arasında ne fark
varlık olmadığını bunların hepsi davranış biçimleriyle vardır?. “insanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara
birbirlerinden farklılaşarak insan oluyorsa “ben insanları ve sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı”.
cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım “ ayetinde cin Kur’an’ın anlatım sanatına bir bakın sığınma olayı, ilah
kelimesi neden insandan ayrı bir varlık olarak algılanıyor. edinme rab edinme anlamında kullanılmıştır. Tevbe 31.
ayetten rab edinmeye bakabilirsiniz.
Bir başka açıdan bakalım
*Cin Sözü Kur’anda “yabancı insanlar”, “insanın
İsrâ/94 :Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları idraki dışı(İblis de dahil)”, “hüner, zanatkar” anlamında
inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir kullanmıştır.*
beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir. ------------------------------------------
İsrâ/95 :De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin Bölüm 4
bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi
olarak elbette melek gönderirdik." KUR’AN BİZE KENDİNİ NASIL TANITIYOR.

Bu ayetlere göre insandan peygamber ancak insanlara Kuran ayetlerden oluşmaktadır., ayetler necmleri
peygamber olarak gönderildiğini eğer melek olsaydı (vahy grubu), necmler sureleri, sureler sayfaları, sayfalar
meleklerden bir peygamber gönderileceğini vurgularken kitabı, kitap ise Kuranı oluşturur. Rasule inen ayetler necm
cinler beş duyu ile algılanamayan varlıklar ise beş duyu ile olarak gelmekte idi. Necmler bazen yek pare bir surede
algılanamayan varlıklardan peygamber gelirdi. Öyleyse olabilmektedir. Sureleri oluşturan necmler farklı zamanlarda
adamdan bir peygamberin beş duyu ile algılanamayan (Vakıa/75,76,77,78’e bak) gereği üzere indirilmekte idi.
varlıklara elçi olarak gelmesi veya vahiy aktarması
Kur’an’a ters, ilme ters, akla ters ve pratikte de böyle bir
şey olmamıştır. Vakıa :75. “Hayır! Necmlerin yerlerine-
zamanlarına kasem (yemin) ederim ki (parça parça inmiş
âyetlerin yerlerini-zamanlarını [inişini] kanıt gösteririm
Bir başka açıdan bakalım ki…)” 76. Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir. 77.
Şüphesiz bu (necmler), değerli bir Kur'an'dır, 78. Korunmuş
Cin/1- De ki: "Bana gerçekten şu vahy olundu: Cinlerden bir kitaptadır (kurandadır.) 79. Ona ancak temizlenenler
bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) dokunabilir.(anlar) 80. O, alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"
2- "O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu Not: Allah gökyüzünde ki yıldızları bir süs olarak
yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz'e hiç yaratmıştır.(Saffat/6 ‘a bak)
kimseyi ortak koşmayacağız."
3- Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir. O, ne bir eş
edinmiştir, ne de bir çocuk." Furkan; 32,33: “Ve inkâr edenler: ‘Kur’ân ona bir
4- "Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir defada topluca indirilmeli değil miydi?’ dediler. Biz onu
sürü saçma şeyler' söylemişler." senin fuadına (zihin,irade, görüp onaylayan yer) iyice
5- "Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan sabitleşsin (yerleşsin) diye böyle tertil ile tertillendirdik.
söylemeyeceklerini sanmıştık." [parça parça yaptık]. Onların sana getirdikleri hiçbir temsil
6- "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, yoktur ki, sana hakkı, doğrusunu ve en güzel açıklamayı
cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların getirmeyelim.”
azgınlıklarını arttırırlardı."
7- "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi Bulunan Sonuç : İçinde ‫( فؤاد‬fuad) kelimesi geçen ayetler :
kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı." Hûd 120 İsrâ 36 Furkân 32 Kasas 10 Necm 11

19
Bu şekilde parça parça, necm necm, bölüm bölüm - Ayetler hak olarak inmiştir.: Bakara 252
inen âyetler, Kur’ân’dan öğrendiğimize göre ilk dönemlerden
itibaren sayfa sayfa yazılmış ve sûreler hâline getirilmiştir. - Allah'ın ayetleri eğlenceye değildir.: Bakara 231, Araf 51
Çünkü bazı âyetlerde
- Helak edilenler de Ayetleri yalanlamışlar uyarılara
Bulunan Sonuç : İçinde ‫( صثثثحف‬sayfa) kelimesi geçen aldırmayıp gülüp geçmişlerdi.: Zuhruf 47 Zuhruf 48
ayetler : A’lâ 18 A’lâ 19 Tâ-Hâ 133 Necm 36 Abese 13 Ahkâf 26, Kamer 42, Nebe’ 28 , Âl-i İmrân 11
Müddessir 52 Tekvîr 10 Beyyine 2
- Ayetler delildir ve başka söze inanılmaz ve itibar
Bulunan Sonuç : İçinde ‫( سورة‬sure) kelimesi geçen ayetler: edilmez .Câsiye 6
Bakara 23; Tövbe 64, 86, 124, 127; Yunus 38; Nur 1;
Muhammed 20, Hud 13 -Ehli kitap her türlü ayeti görse de senin kıblene
dönmezler. :Bakara 145
Kur’ân Sûrelerinden , Abese 13’te de Kur’ân
sayfalarından bahsedilmektedir. Fakat Abese Sûresinin 13. KUR’AN’I GÖRE YARARLANMAMIZ GEREKEN
âyetinde sözü edilen Kur’ân sayfaları ne maddi olarak bugün KAYNAKLAR
elimizdeki 605 sayfadır, ne de diğer âyetlerde sözü edilen
Sûreler 114 adet olarak tespit edilmiş Sûrelerdir. Çünkü
bugün elimizdeki Kur’ân sayfaları şerefli hattatların(İnfitar Sâd 29 Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki âyetlerini
11) yazdığı sayfalardır. 114 adet olarak belirlenmiş Sûreler düşünsünler ve sâğduyu sâhipleri öğüt alsınlar.
ise “Sûre”den söz eden âyetlerin indiği zamandaki Sûre
anlayışı ile değil, yıllar sonra sahabenin içtihatlarındaki Mü’min 13 Odur ki size âyetlerini gösteriyor (göz görüyor)
anlayış ile belirlenmiş Sûrelerdir. ve sizin için Semâdan bir rızık indiriyor, fakat ancak kendini
Allah’a adayan kimse anlar.( ‫(منيثثب‬münib) için: Hûd 75
Kur’ân’daki her necm [vahy bölümü] bir sayfa, Kâf 8 Kâf 33’e bak)
her konu da bir Sûre idi.
Sebe’ 9 Onlar, gökte ve yerde önlerine ve arkalarına
Şimdi Kuranı oluşturan ayetlere gelelim. Aşağıda bakmıyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız, ya da
üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda
verilen ayetlerin içinde Arapça olarak( ‫)آيات‬ayetler kelimesi (Rabbine) yönelen her kul için bir ayetler vardır.( Câsiye 3,
geçmektedir. Zâriyât 20’ye bak.)

Kuran’a göre Ayetlerin özellikleri: Secde 26 Halen yurtlarında gezip dolaştıkları


kendilerinden önceki nice nesilleri helak edişimiz onları
- Rasul, bu ayetleri bize iletmek için gönderilmiştir: Cum’a doğru yola sevketmedi mi? Bunlarda elbette ayetler vardır.
2, Talâk 11 ,Bakara 151, Âl-i İmrân 164 Hala kulak vermezler mi?

- Kuranı oluşturan ayetler apaçıktır ve açıklanmıştır.:Ahkâf Bakara 170 Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine
7, Ahkâf 27, Hadîd 9 , Mücâdele 5, En’âm 55 , Bakara uyun, denildiği zaman onlar, "Hayır! Biz atalarımızı
266, Âl-i İmrân 118 Mâide 89 En’âm 97A’râf 174 üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler. Ya ataları bir şey
anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?
-Ayetleri sınırlar çizer: Bakara 187
Bu ayetlerden anladığımız üzere Kur’anı anlamada
-Ayetler ne ile değiştirilir. Tevbe 9 Nahl 95 Âl-i İmrân KAYNAKLARIMIZ,
199 Mâide 44 .
* Kuran ayetleri, ki üzerinde düşünülüp öğüt alınmalı…..
-Cennete ayetlere inanıp onlara teslim olup uyanlar girecek:
Zuhruf 69 * Gök, yeryüzü ve ikisi arasındaki şeyler ile hayvanların
özellikleri ki birer ayettir.. Bu nedenle bunların muhteşem
-Kuran ayetler hakkında mücadele edenlerin kaçacak yerleri yapılarının öğrenilmesi, üzerlerinde düşünülüp akıl
yoktur: Şûrâ 35 erdirilmesi ve ibret alınması

- Kuran ayetleri düşünmemiz içindir. Hadîd 17, Bakara *Atalar kültürünü terk etmeyip helak olan ve şu anda
73,219,221,242 , Yûnus 24 Nûr 1 Nûr 61 Kasas 43, seslerini bile duyamadığımız geçmiş kavimlerin halleri
Sâd 29, Ahkâf 10, Hadîd 17, Âl-i İmrân 7 birer ayettir. Helak olan kavimlerin ne yapıp da yok
oldukları, nasıl yaşadıkları, ayetlere karşı tavırları, dil ve
- Kuran ayetlerinden ancak inkar edenler yüz çevirir.: kültürleri araştırılıp öğrenilmelidir. Onların düşdüğü hatalara
En’âm 4 düşülmemeli ve İbret alınmalıdır.

- İnkar edip ayetleri yalanlayanlar cehennem halkındandır. : Bulunan Sonuç : İçinde ‫( عبرة‬ibret)kelimesi geçen ayetler:
Câsiye 35, Hadîd 19, Bakara 39, Âl-i İmrân 19 Mâide Âl-i İmrân 13 Yûsuf 111 Nahl 66 Mü’minûn 21 Nûr 44
10 Mâide 86, A’râf 40 Nâzi’ât 26

20
Geçmiş kavimler ve peygamber kıssaları, biri Allah kitaptır. İnanacak bir kavim için hidayet rehberi ve rahmettir"
yolunda olan diğeri inkarcı olan iki kavimin hallerinde , ya de
hayvanların çeşitliliği, yapısı, ve yararlandığımız
ürünlerinde, gece ve gündüzü oluşturan güneş ay dünya Allah, önceki kitaplara dikkat çekmiştir. İslam-fıtrat
sistemlerinde bizim anlamamız için ibretler vardır. ilişkisine vurgu yapan ayetler(Rum 30), Kur’an’ın
anlaşılmasında fıtratın önemini, Kur’an’ın Arapça olması da
KURAN NİYE İNDİ? Arap dilinin önemini göstermiştir. İşte bu yöntemlerle
âyetlerin açıklamalarına ulaşmak mümkün olabilecektir.
Şûrâ / 13 Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin
için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana Zuhruf 2,3 - Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız
vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve
onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin Ta-Ha 113 - İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak
şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara
kendisine yöneleni de doğru yola iletir.(Ayrıca Rum 30’a bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.
bak)
Uyarı : Kur’ân’ın indiği dönemde bugünkü Arapça dilbilgisi
Nahl 64 (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf kuralları henüz belirlenmemişti. O zamanlar Arapların elinde
hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için şairlerin şiirlerinden başka herhangi bir yazılı metin yoktu.
ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye Sözlü kültür devam edip geliyordu. Kur’ân böyle bir
indirdik. dönemde o günkü Arapça’nın yapısına ve kullanımına uygun
olarak nazil olmaya başladı.
Dünyaya gelen bütün insanlık Tek din üzere
olması gerekir. Nuh’dan Son rasule kadar bütün elçiler
aynı dinin elçileri idi. Allahın koyduğu din üzerine ne
zaman insanlık ihtilafa ve ayrılığa düşünce Rabbimiz
Kitaplarını göndermiştir. KURAN’DA ANLAM OLARAK AYET YAPISI

KUR’AN’IN KUR’AN İLE AÇIKLANMASI VE ANLAMA Âl-i İmrân / 7,8,9:O [Allah], sana bu kitabı indirendir.
YÖNTEMİ Ondan [bu kitaptan] bir kısmı muhkem [yasa içeren]
âyetlerdir ki, bunlar, kitabın anasıdır. Diğerleri de
Kur’an’ın açık olması, Allah’ın verdiği rızka benzer. müteşâbihlerdir [benzeşen anlamlılardır]. Amma, durum bu
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi yaratmış, sonra rızkınızı iken, kalplerinde kaypaklık olan kimseler, fitne çıkarmak ve
vermiş olan Allah’tır.” (Rum 30/40) onun te’vîline yeltenmek için hemen ondan müteşâbih
olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vîlini ancak
İhtiyacımız olan havayı, suyu ve bazı şeyleri hazır Allah ve –“Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.
bulabiliriz. Ama rızkın bir bölümüne ulaşmak gayret ister. Rabbimiz! Bize kılavuzluk ettikten sonra kalplerimizi
Bir parça ekmek soframıza gelsin diye ne emekler harcanır! çevirme! Bize Kendi nezdinden rahmet lütfet! Şüphesiz Sen,
Allah; tohumu, suyu, güneşi, toprağı, kısaca rızık için bol bol lütfedenin ta kendisisin. Rabbimiz! Şüphesiz Sen,
gerekli her şeyi yaratmıştır. Ama onları bir araya getirip insanları, kendisinde hiç bir şüphe olmayan gün için
rızık elde etmek bizim işimizdir. O, şöyle buyurur: “İnsanın toplayansın. Şüphesiz Allah, vaadinden dönmez” diyen–
çalışmasından başkası kendinin değildir.” (Necm 53/39) ilimde uzman olanlar bilirler. Ve sadece kavrama
yetenekleri olanlar öğüt alırlar.
Kur’an’dan yararlanmak da öyledir. Bir çok âyet
kolayca anlaşılabilir. Ama bazı ayetleri(müteşabih olanları)
Bulunan Sonuç : İçinde ‫( شابه‬benzeşen) kelimesi geçen
anlamak gayret ister. Ayrıca Kur’an, büyük hacimli bir kitap
ayetler: Bakara 25 Bakara 70 Bakara 118 Âl-i İmrân 7
olmadığı halde her şeyi açıkladığını bildirmiştir. Öyleyse o
açıklamalara ulaşmanın yöntemini de bildirmiş olmalıdır. En’âm 99 En’âm 141 Ra’d 16 Zümer 23 (Bu ayetleri
incelenirse kelime yapısı anlaşılır ve yanlış kanı düzeltilir.)
Allah âyetleri; birbirini açıklar şekilde Kur’an’a
yerleştirmiş, Elçisi ise, gelen vahyi insanlara iletmiş ve “‫ محكم‬- muhkem” sözcüğü “hüküm içeren” demektir.
kendisinin Kurandan başka hiçbir söz söylemediğini ve Dolayısıyla muhkem âyetler , içerisinde insanları kargaşa ve
kendisinin de sadece bu kitaba uyduğunu bildirmiştir. zulme düşmekten engelleyen ilkelerin bulunduğu âyetler
anlamına gelir. Bu âyetler açıktır, nettir ve tek bir anlam
ifade ederler. Bu âyetlerden, ifade ettikleri birincil
Enbiya / 45: - De ki: "Ben sizi ancak vahiyle anlamlardan başka anlamlar çıkarılmaz.
uyarıyorum." Uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıya kulak
vermezler.
Müteşâbih âyetler ise birden çok, birbirine benzer,
Araf / 203: Sen onlara bir âyet getirmediğin zaman, vahiy birbirinden güzel anlamlar içeren ve her bir anlamı da açık
bir müddet kesilince:“Birşeyler derleyip toparlasaydın ya!" olarak anlaşılan âyetler demektir. Bu âyetler mecaz, kinaye
derler. Sen:“Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana, ve diğer edebî sanatların da kullanıldığı ama yapılan
Kur’ân’a tâbi olurum. Bu Kur’ân önünüzü aydınlatan, benzetme ve örneklemelerden dolayı kültür seviyesi en alt
ufkunuzu açan, güven sağlayan, basiretinizle düzeyde olanların bile anlayabilecekleri âyetlerdir. Onlar da
anlayabileceğiniz âyetleri içeren, Rabbinizden gelen bir tıpkı muhkem âyetler gibi açık, seçik, anlaşılır âyetler olup

21
kesinlikle kapalı, müşkil ve anlaşılmaz değildirler. Müteşabih öncelik sırasına koymak anlamlarında kullanılır. Müteşâbihin
âyetler kapalı, müşkil ve anlaşılmaz âyetler olarak kabul hedefi muhkemdir. Araya benzerlik koyarak onu muhkeme
edildiği takdirde Zümer-23’te “Sözün en güzeli” olarak doğru çeviren Allah Teâlâ’dır.
nitelenen Kur’ân, aynı zamanda kapalı, anlaşılmaz âyetler de
içeriyor olacaktır. Bu ise kapalı, anlaşılmaz âyetlerin “sözün “... Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez.” Buradaki
en güzeli” olması anlamına gelir ki, Kur’ân ile böyle bir “onun = ‫ ”هث‬zamiri; (‫; ِمْنُه‬14 ‫شاَبه‬ َ ‫’)َما َت‬deki (‫ )ما‬yı gösterir. (‫ل‬
ُّ ‫ل ا‬
ّ ‫ِإ‬
tuhaflığın bağdaşması mümkün değildir. ‫ن ِفي اْلِعْلِم‬
َ ‫خو‬
ُ‫س‬ِ ‫ ) َوالّرا‬kelime grubu içindeki “‫ ”َو‬harfine de dikkat
edilmelidir.
Zümer 23- Allah, sözün en güzelini müteşabih, ikişerli bir
kitap halinde indirmiştir. Ondan, Rablerine saygısı olanların İşin aslına gelince “Tevil” sözcüğü “geriye dönüş”
derileri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine anlamındaki “evl” sözcüğünün tefil babından mastarıdır.
karşı yumuşar. İşte bu, Allah'ın rehberidir. O [Allah], onunla “evvele, yüevvillü, te’vilen,….” diye çekimi
dilediğini kılavuzlar. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık ona yapılır.Türkçe’deki “evvel/ilk” sözcüğü de bize Arapça’daki
doğru yolu gösteren biri yoktur. bu sözcükten gelmedir.

İşin doğrusu, müteşâbih âyetler anlaşılır, birden çok “te’vil” sözcüğünün anlamı ise “geriye dönüş” anlamından
ve birbirinden güzel anlamlar içeren, kim hangisini anlarsa değişimle “tedbir/arkalaştırma” ve takdir/ayarlama”
anlasın bu anlamların hepsinin de doğru olduğu âyetlerdir. anlamınadır. Bunu tam tamına Türkçeleştirirsek “1’inci
2’nci, 3’üncü …..” gibi ardı ardına dizmek” anlamını
Kur’ân, Âl-i Imran Sûresinin 7. âyetinde bu söyleyebiliriz. Ayrıca “öncelik sırasına dizmek,
âyetlerin tevilinin mümkün olduğu bildirilmektedir. öncelikleştirmek” olarak da ifade edebiliriz.
Belirtmek gerekir ki, “‫ تأويثثل‬- te’vil” sözcüğü kimilerinin
“yorumlama”, kimilerinin de “tefsîr etme” anlamında Bu anlamlara göre müteşâbih âyetlerin te’vîli
kullandığı, dolayısıyla anlamı çarpıtılmış sözcüklerden demek, o âyetlerin birbirinden güzel, birbirine benzeyen açık
biridir. Aslında sözcük “‫ الّرجثثثوع‬- rücû geriye dönüş” seçik anlamlarının arka arkaya sıralanması, bu anlamların
anlamındaki “‫ ا ول‬- evl” sözcüğünün tef’il babından öncelikli bir sıraya tabi tutulması demektir. Yoksa anlamları
mastarıdır. Türkçedeki “evvel, ilk” sözcükleri de bu sadece Allah tarafından bilinen kapalı ve anlaşılmaz âyetlerin
sözcükten gelmektedir. ancak “râsihûn” denen ehil kimselerce yorumlanabilmesi
değildir.
Bulunan Sonuç : İçinde ‫( تأويل‬te’vil)kelimesi
geçen ayetler: Âl-i İmrân 7 Nisâ 59 A’râf 53 Yûsuf 100 KURANIN BÖLÜMLERİ
Yûsuf 101 Yûnus 39 Yûsuf 6 Yûsuf 21 Yûsuf 36 Yûsuf 37
Yûsuf 44 Yûsuf 45 İsrâ 35 Kehf 78 Kehf 82 Rabbimizin Kur’ân’ı üç ana bölümde tanıttır. Bunlar
Kitap, hikmet, Rasul ve Toplumun Bilmediklerinin
-“... dayanamadığın işlerin tevilini sana Rabbimizin öğretmesi. İlk anlaşılması gereken, bu
anlatacağım" (Kehf, 18/78) bölümlerin neleri ifade ettiğidir.

-“ ………Allah'a ve ahiret gününe gerçekten 1) KİTAB: Kitap sözcüğünün “yazılan-okunan”


inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, hayırlı anlamına geliyor olması, Kur’ân âyetlerinin ilk vahiyden
ve te’vili güzeldir.(Nisa/59) itibaren yazıya geçirilmiş olduğunu göstermektedir. Kur’ân
bizzat kendini en başından beri “kitap” olarak
-… O da rüyayı tevil etti ve şöyle dedi. (Yusuf/43) tanımlamaktadır. Kur’ân’ın henüz tamamlanmadığı
dönemlerde, inmiş olan mevcut sûrelerin de “kitap” olarak
Yûnus/ 38. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu tanımlanmış olması, kitap sözcüğünün, Kur’ân’ın tamamını
diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah'tan başka, temsil etmediğini göstermektedir. Nitekim kitap ve hikmet
gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri kelimelerinin geçtiği âyetlerin bazılarındaki “kitap ve
bir sure getirin. 39Hayır onlar, ılmini ihata etmedikleri ve hikmet” ikilisine karşılık, Ahzâb/34‘deki Allah’ın âyetlerini
te'vili kendilerine hiç gelmemiş olan bir şey'i tekzib ettiler, ve hikmeti anın ifadesinde “âyetler” ve “hikmet”
bunlardan evvel geçenler de böyle tekzib etmişlerdi amma sözcükleriyle bir ikili oluşturulmuştur. Bu da göstermektedir
bak zâlimlerin akıbeti nasıl oldu? ki, kitap ve âyetler sözcükleri, Kur’ân’ın bölümleri için
kullanılmıştır. “Kitap ve hikmet” kalıbıyla verilen
âyetlerdeki kitap, Zümer/23‘te bahsedilen “müteşâbih
A’râf / 53: Onlar hele bakalım nereye varacak diye
kitap”tır. Yani, mucize nitelikli, anlamları gayet açık
onun ancak te'vilini gözetiyorlar, onun te'vili geleceği gün
olmasına rağmen birbiriyle benzeşen birçok anlamı ifade
önceden onu unutmuş olanlar şöyle diyecekler hakıkat
edebilen eşsiz sanat mucizeleri konumundaki müteşâbih
rabbımızın Peygamberleri hakkı tebliğ etmişlermiş, bak
âyetlerin oluşturduğu Kur’ân bölümüdür.
şimdi bizim şefaatçilerden hiç biri var mı ki bize şefaat
Ahireti,cenneti,cehennemi, kıyamet sahnelerini, yer ve göğün
etsinler? Veya geri döndürülür müyüz ki yaptığımız işin
muhteşemliklerini anlatan ayetlerdir. Yerin ve Göğün
gayrisini yapsak? Yok doğrusu nefislerine yazık ettiler ve o
Muhteşem güzelliklerinin birer ayet olması bizim dini
iftira ettikleri şeyler onlardan gaib olub gittiler
anlatmada kullanacağımız temel KAYNAKTIR. (Sebe 9,
Câsiye 3, Zâriyât 20’e bak)
“Te’vil” sözcüğü, geriye dönüş şeklindeki kök
anlamından değişerek tedbir [arkalaştırma] yani birinci,
Şûrâ/52: İşte biz böylece emrimizden olan rûhu vahyettik.
ikinci, üçüncü şeklinde ardı ardına dizmek, sıralamak,
Yoksa sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat Biz
22
onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru Sana bu Kur’ân’ı vahyetmekle Biz, sana kıssaların en
yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de doğru bir yola güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki sen bundan önce kesinlikle
götürüyorsun. haberi [bilgisi] olmayanlardandın. (Yûsuf/3)

Bulunan Sonuç : İçinde ‫ الكتاب والحكمة‬kelimesi geçen ayetler İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa
:Bakara 129 Bakara 151 Bakara 231 Âl-i İmrân 48 Âl-i onlar yapacaklarına karar verip mekr [kötü plân] yaparlarken
İmrân 164 Nisâ 54 Nisâ 113 Mâide 110 Cum’a 2 sen yanlarında değildin. (Yûsuf/102)

2) HİKMET: Hikmet sözcüğü, ‫ممم‬ [hukm] Mûsâ’ya o emri vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde
sözcüğünün bir türevi olup “bina-i nev’i, ism-i nev’i” değildin. Şâhitlerden [hazır bulunanlardan, görenlerden]
kalıbındadır. Kullanıldığı fiilin bütün anlamlarını temsil de değildin. (Kasas/44)
eden bir isim niteliğindeki bu kalıptan birçok sözcük
türetilmiştir. Bu sözcüklerden birçoğu Arapça’daki Ama Biz nice nesiller var ettik de, onların ömürleri uzadıkça
anlamlarıyla Türkçeye de geçmiştir. Türkçe’de yaygın uzadı. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı
olarak kullanılmakta olan bu kalıptaki sözcüklerden bir arasında bulunanlardan da değildin; fakat Biz
kısmı şunlardır: Bid‘at, cinnet, fikret, fitne, firkat, gıybet, (elçi)gönderenleriz. (Kasas/45)
hizmet, hicret, illet, iffet, kıymet, kısmet, kisve, minnet,
mihnet, nimet, rif‘at, ric‘at, sirkat, şirket, şiddet, zînet. (Mûsâ’ya) seslendiğimiz zamanda, Tûr’un yanında
değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı
Hikmetde aynı kalıptan geldiği gibi, hikmet’in [peygamber] gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden
türetildiği hukm sözcüğünün türevleri olan hâkim, hakem, bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik, seni elçi
hâkimiyet, hükümet, muhkem, tahkim, muhakeme, mahkeme, olarak gönderdik). Umulur ki öğüt alırlar. (Kasas/46)
ihkam ve tahakküm gibi birçok sözcük de Türkçeye geçmiş ve
Türkçeleşmiş olarak kullanılmaktadır. İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa)
“Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak?” diye
Hukm sözcüğüne, sözcük ve terim anlamı olarak kalemlerini (kura için) atarlarken sen yanlarında değildin.
bugün elimizdeki Arapça sözlüklerde verilen karşılıklar Tartışırlarken de sen yanlarında bulunmadın. (Âl-i İmrân 44)
şunlardır: “Hükmetmek, yargılamak”; “işi sağlama almak,
sağlamlaştırmak”; “yüzün ön kısmı, alın”; “şan, şeref”; Sadece Kur’ân’a dayanarak yaptığımız bu tahlil sonucuna
“çağırmak, mahkemeleşmek”; “hakemlik etmek, tecrübeli göre, “kitap”, “hikmet” ve “bilgi âyetleri” Kur’ân harici
uzman”; “hikmet sahibi olmak, hakîm olmak.” şeyler olmayıp Kur’ân’ın parçalarıdır. Kur’ân’ı doğru
anlamak isteyenler “hikmet” sözcüğünü sözlük anlamıyla ele
Lisânü’l-Arab da ‫[ حكللم‬hakeme] sözcüğünün esas almalı, sonradan üretilen anlamlar ve kavramlar için başka
anlamının ‫[ منلللللع‬mene‘a=engel oldu] demek olduğu adlar bulmalıdırlar.
belirtilmektedir. Bu durumda hakeme sözcüğünün mastarı
olan hukm sözcüğü de “engel olmak” anlamına gelmektedir.
Araplar bu sözcüğü, “insan veya hayvana mani olmak, onu
kontrol altına almak” anlamında kullanmışlardır. Sözcüğün
İslâm öncesi Arap şiirinde bu anlamda kullanıldığını
gösteren yüzlerce örnek vardır. Ayrıca hayvanların
kontrolünü sağlayan “gem” denilen alete de Araplarca ‫حكمة‬
[hakeme] denmiştir.

Kur’ân âyetleri hikmet’i, “zulüm ve fesadı


engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler”
anlamında kullanmaktadır. Hûd/1, Yâ-sin/2 ve diğer bazı
âyetlerde ise “Kur’ân” için hakîm [hikmetler sahibi]
ifadeleri kullanılmaktadır. Bu bilgiler bir araya getirildiğinde,
hikmet’in, Kur’ân’ın ikinci ana bölümünü oluşturan
“muhkem [hikmet içeren] âyetler” olduğu anlaşılmaktadır.

*** En üstün seviyede ve yeterli bir hikmet… Fakat uyarılar


fayda vermiyor. (Kamer/5)

3) PEYGAMBERİMİZİN ve TOPLUMUN
BİLMEDİKLERİ HAKKINDA BİLGİ:

Bu gruptaki âyetler, muhkem ve müteşâbih olmayan, bizleri


bilgilendiren ve ibret almamızı sağlayan haber ve kıssa
âyetleridir. Bu âyetleri bize yine Kur’ân tanıtmaktadır:

İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onları


bundan önce ne sen bilirdin, ne de kavmin/toplumun. O
halde sabret, akıbet kesinlikle takvâ sahiplerinindir. (Hûd/49)
23